|
ka’b (A.) [ 1 [ کعب .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp. ka’r (A.) [ 1 [ قعر .derinlik. 2.çukur. 3.dip. kabâ (A.) [ قبا ] cübbe. kabahat (A.) [ قباحت ] suç, kusur. kabâih (A.) [ قبائح ] suçlular, kabahatliler. kabâil (A.) [ قبائل ] kâbileler. kabîh (A.) [ قبيح ] çirkin, hoş olmayan. kâbil (A.) [ 1 [ قابل .mümkün. 2.yetenekli. kabîl (A.) [ قبيل ] gibi, benzeri. kâbil olmak mümkün olmak, elvermek. kâbile (A.) [ قابله ] ebe. kabîle (A.) [ قبيله ] boy, kâbile. kâbil-i kıyas [ قابل قياس ] kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir. kâbiliyet (A.) [ قابليت ] yetenek. kâbiliyyât (A.) [ قابليات ] yetenekler. kâbin (F.) [ کابين ] mehir. kabir (A.) [ قبر ] mezar. kabl (A.) [ قبل ] önce. kablelmîlad (A.) [ قبل الميلاد ] milattan önce. kablettârih (A.) [ قبل التاریخ ] tarih öncesi. 241 kablettarihî (A.) [ صبل التاریخی ] tarih öncesi. kabr (A.) [ قبر ] mezar kabir. kabristan (A.-F.) [ قبرستان ] mezarlık. kabul (A.) [ 1 [ قبول .kabul etme. 2.alma. kâbûs (A.) [ کابوس ] karabasan. kabz (A.) [ قبض ] tutma, kavrama. kabza (A.) [ قبضه ] sap. kâc (F.) [ کاج ] çam. kad (A.) [ قد ] boy. kadd (A.) [ قد ] boy. kadeh (A.) [ 1 [ قدح .bardak. 2.içki kadehi. kadem (A.) [ 1 [ قدم .adım. 2.ayak. kademe (A.) [ 1 [ قدمه .basamak. 2.derece. kader (A.) [ قدر ] ilahî takdir. kadh (A.) [ قدح ] kötüleme, kınama. kadı (A.) [ قاضی ] dinî yargıç. kadid (A.) [ 1 [ قدید .kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze. kâdilkudât (A.) [ قاضی القضات ] başkadı. kadim (A.) [ قدیم ] eski. kadîmen (A.) [ قدیما ] eskiden. kâdir (A.) [ قادر ] güçlü. kadîr (A.) [ قدیر ] çok güçlü. kadirdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir. 242 kadirşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir. kadirşinaslık (A.-F.-T.) değerbilirlik. kadr (A.) [ 1 [ قدر .değer. 2.şeref. 3.derece. kadrdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir. kadrşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir. kafâ (A.) [ قفا ] baş. kafes (F.) [ 1 [ قفس .kafes. 2.pencere kafesi. kâffe (A.) [ کافه ] tümü, hepsi. kâfi (A.) [ کافی ] yeterli. kâfile (A.) [ 1 [ قافله .kervan. 2.topluluk, kafile. kafiyeperdâz (A.-F.) [ قافيه پرداز ] şair. kâğıd (F.) [ کاغد ] kağıt. kâh (F.) [ کاخ ] köşk, kasır. kâh (F.) [ کاه ] saman. kahbe (A.) [ 1 [ قحبه .fahişe, 2.alçak, namussuz. kâhgil (F.) [ کاهگل ] sıva. kahhar (A.) [ قهار ] kahredici. kahır (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme. kâhil (A.) [ کاهل ] tembel. kâhin (A.) [ کاهن ] gaipten haber veren, kehanette bulunan. kâhir (A.) [ قاهر ] kahreden, yok eden. kahpe (A.) [ 1 [ قحبه .fahişe. 2.alçak, namussuz. kahr (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme. 243 kahraman (F.) [ قهرمان ] yiğit kahrübâ (A.) [ کاهربا ] kehribar. kaht (A.) [ قحط ] kıtlık. kahve (A.) [ قهوه ] kahve. kâid (A.) [ قائد ] komutan. kâide (A.) [ 1 [ قاعده .kural. 2.temel, esas. kâideten (A.) [ قاعدة ] kural olarak, esas itibarıyla. kâil (A.) [ 1 [ قائل .söyleyen. 2.razı olan. kâil olmak razı olmak. kâim (A.) [ 1 [ قائم .ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik. kâim olmak (A.-T.) yerine geçmek. kâime (A.) [ 1 [ قائمه .kağıt para. 2.ferman. kâimmakam (A.) [ 1 [ قائم مقام .kaymakam. 2.yerine geçen. kâin (A.) [ کائن ] bulunan, yer alan. kâinât (A.) [ 1 [ کائنات .evren. 2.dünya. kâkül (F.) [ کاکل ] perçem. kâl (A.) [ قال ] söz, laf. kal’ (A.) [ قلع ] koparma, sökme. kal’a (A.) [ قلعه ] kale kâlâ (F.) [ 1 [ کالا .mal. 2.kumaş. kalb (A.) [ 1 [ قلب .yürek. 2.gönül. kalb (A.) [ قلب ] değiştirme. kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek. 244 kalbî (A.) [ 1 [ قلبی .yürekten. 2.kalp ile ilgili. kalbüd (F.) [ 1 [ کالبد .beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı. kalbzen (A.-F.) [ قلب زن ] kalpazan. kalem (A.) [ 1 [ قلم .kalem. 2.keski. 3.büro. kalemkârî (A.-F.) [ 1 [ قلمکاری .nakkaşlık. 2.kalem işi. kalemrev (A.-F.) [ قلمرو ] ülke, diyar, topraklar. kâlıb (A.) [ 1 [ قالب .kalıp. 2.beden. kalil (A.) [ قليل ] az. kallâş (A.) [ قلاش ] kalleş. kalyân (F.) [ قليان ] nargile. kâm (F.) [ 1 [ کام .damak. 2.arzu. kamer (A.) [ قمر ] ay. kameriyye (A.) [ قمریه ] çardak. kâmet (A.) [ قامت ] boy. kâmil (A.) [ 1 [ کامل .tam. 2.olgun. 3.bilgili. kâmilen (A.) [ کاملا ] tamamen, büsbütün, tümüyle. kamîs (A.) [ قميص ] gömlek. kâmkâr (F.) [ کامکار ] mutlu. kamus (A.) [ قاموس ] sözlük. kâmyâb (F.) [ کامياب ] mutlu. kân (F.) [ 1 [ کان .maden ocağı. 2.yurt, ocak. kanâat (A.) [ قناعت ] yetinme. kanaat etmek yetinmek. 245 kanât (A.) [ قنات ] yeraltı su kanalı. kand (A.) [ قند ] şeker. kâni (A.) [ قانع ] yetinen, kanaat eden. kâni etmek ikna etmek. kâni olmak ikna olmak. kannâd (A.) [ قناد ] şekerci. kantar (A.) [ قنطار ] baskül. kanun (A.) [ 1 [ قانون .yasa. 2.yol yordam. kânûn (A.) [ 1 [ کانون .ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları. kanunî (A.) [ 1 [ قانونی .yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu. kâr (F.) [ کار ] iş. kâr etmek işlemek, tesir etmek. karâbet (A.) [ قرابت ] yakınlık, akrabalık. karâin (A.) [ قرائن ] ipuçları, karineler. karar (A.) [ 1 [ قرار .durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü. karargîr (A.-F.) [ قرارگير ] karar verilmiş. karargîr olmak karara bağlanmak. kârbân (F.) [ کاربان ] kervan. kârd (F.) [ کارد ] bıçak. kârdân (F.) [ کاردان ] işbilir. kârgâh (F.) [ کارگاه ] işlik, iş yeri. kârger (F.) [ کارگر ] işçi. karha (A.) [ قرحه ] yara. 246 kârhane (F.) [ 1 [ کارخانه .fabrika. 2.işlik. kâr-ı kadim [ کار قدیم ] eski el işi. kâri’ (A.) [ قارء ] okuyucu. kâri’în (A.) [ قارئين ] okuyucular. kâria (A.) [ قارئه ] bayan okuyucu. karîb (A.) [ قریب ] yakın. karîben (A.) [ قریبا ] yakında. karîha (A.) [ قریحه ] düşünme gücü. karin (A.) [ 1 [ قرین .yakın. 2.eş dost. karîne (A.) [ قرینه ] ipucu. kâriz (F.) [ کاریز ] yeraltı su kanalı. karn (A.) [ 1 [ قرن .boynuz. 2.yüzyıl. kârşinâs (F.) [ کارشناس ] uzman, işten anlayan. karûre (A.) [ قاروره ] idrar şişesi, ördek. kârvan (F.) [ کاروان ] kervan. karvanserây (A.) [ کاروان سرای ] kervansaray. karye (A.) [ قریه ] köy. karz (A.) [ قرض ] borç. kârzâr (F.) [ کارزار ] savaş. kasab (A.) [ 1 [ قصب .şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten. kasaba (A.) [ قصبه ] kasaba. kasâid (A.) [ قصائد ] kasideler. kasâvet (A.) [ 1 [ قساوت .katılık, sertlik. 2.keder. 247 kasd (A.) [ 1 [ قصد .kasıt. 2.dövme. kasden (A.) [ قصدا ] kasıtlı olarak. kâse (F.) [ 1 [ کاسه .çanak, kâse. kâse-i ser [ کاسهء سر ] kafatası. kâselîs (F.) [ کاسه ليس ] çanak yalayıcı. kasem (A.) [ قسم ] yemin. kasır (A.) [ قصر ] köşk. kâsib (A.) [ کاسب ] kazanan. kâsid (A.) [ 1 [ قاصد .ulak. 2.kasteden. kaside (A.) [ قصيده ] kaside. kasîdeserâ (A.-F.) [ قصيده سرا ] kaside şairi. kasîr (A.) [ قصير ] kısa. kasr (A.) [ قصر ] kasır, köşk. kassab (A.) [ قصاب ] kasap. kassar (A.) [ قصار ] çamaşırcı, çırpıcı. kasvet (A.) [ 1 [ قسوت .katılık. 2.gönül darlığı. kasvet basmak gönlü daralmak. kâş (F.) [ کاش ] keşke. kâşâne (F.) [ 1 [ کاشانه .yuva. 2.mâlikâne. kâşî (F.) [ کاشی ] çini, fayans. kâşif (A.) [ کاشف ] keşfeden. kâşki (F.) [ کاشکی ] keşke. kat’ (A.) [ 1 [ قطع .kesme. 2.kesilme.
|
kat’an (A.) [ قطعا ] kesinlikle. kat’en (A.) [ قطعا ] kesinlikle. kat’î (A.) [ قطعی ] kesin. kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle. kat’iyet (A.) [ قطعيت ] kesinlik. kat’iyyen (A.) [ 1 [ قطعيا .kesinlikle. 2.asla. katarât (A.) [ قطرات ] damlalar. katf (A.) [ قطف ] devşirme. kâtıbeten (A.) [ قاطبة ] asla, kesinlikle. kâti’ (A.) [ قاطع ] kesen, kesici. kâtib (A.) [ کاتب ] yazıcı. kâtil (A.) [ قاتل ] öldüren. katil (A.) [ قتل ] öldürme. kâtip (A.) [ کاتب ] yazıcı. katl (A.) [ قتل ] öldürme, katil. katre (A.) [ قطره ] damla. kavâfil (A.) [ قوافل ] kafileler. kavâid (A.) [ قواعد ] kurallar, kâideler. kavânîn (A.) [ قوانين ] kanunlar. kavî (A.) [ قوی ] güçlü. kavim (A.) [ قوم ] topluluk, ulus. kavis (A.) [ قوس ] yay. kaviyü’l-bünye (A.) [ قوی البنيه ] sağlam yapılı. 249 kavl (A.) [ قول ] söz. kavm (A.) [ قوم ] kavim, topluluk. kavmî (A.) [ قومی ] kavme dayalı. kavmiyet (A.) [ قوميت ] kavimlik. kavs (A.) [ قوس ] yay. kay’ (A.) [ قی ء ] kusma. kayd (A.) [ 1 [ قيد .bağ. 2.zincir. 3.kayıt. kazâ (A.) [ 1 [ قضا .ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe. kazâî (A.) [ قضائی ] yargı ile ilgili. kazârâ (A.-F.) [ قضارا ] tesadüfen. kazâyâ (A.) [ قضایا ] meseleler, problemler. kâzî (A.) [ قاضی ] kadı. kâzib (A.) [ کاذب ] yalancı. kaziyye (A.) [ 1 [ قضيه .mesele. 2.önerme. ke’enlemyekün (A.) [ کأن لم یکن ] olmamışçasına, yok sayarak. ke’s (A.) [ 1 [ کأس .çanak. 2.kadeh. kebed (A.) [ کبد ] karaciğer. kebîr (A.) [ کبير ] büyük. kebş (A.) [ کبش ] koç. kebûd (F.) [ کبود ] mavi. kebûter (F.) [ کبود ] güvercin. kec (F.) [ کج ] eğri. kecbîn (F.) [ کجبين ] şaş
keçel (F.) [ کچل ] kel. kedd (A.) [ کد ] emek. keder (A.) [ 1 [ کدر .üzüntü. 2.bulanıklık. kedernâk (A.-F.) [ کدرناک ] üzüntülü, kederli. kedhüda (F.) [ کدخدا ] kâhya. kedû (F.) [ کدو ] kabak. kef (F.) [ کف ] köpük. kefâlet (A.) [ کفالت ] kefillik. kefçe (F.) [ کفچه ] kepçe. kefel (A.) [ کفل ] kalça. kefere (A.) [ کفره ] kafirler. keff (A.) [ 1 [ کف .aya. 2.avuç. keffe (A.) [ کفه ] kefe. kefgîr (F.) [ کفگير ] kevgir. kefil (A.) [ کفيل ] kefil, kefalet eden. kefş (F.) [ کفش ] ayakkabı. keftâr (F.) [ کفتار ] sırtlan. kefter (F.) [ کفتر ] güvercin. kehânet (A.) [ کهانت ] falcılık, kahinlik. kehene (A.) [ کهنه ] kahinler. kehf (A.) [ کهف ] mağara. kehhâl (A.) [ 1 [ کحال .göze sürme çeken. 2.göz hekimi. kehkeşan (F.) [ کهکشان ] samanyolu. 251 kej (F.) [ کژ ] eğik, eğri. kejdüm (F.) [ کژدم ] akrep. kelâğ (F.) [ کلاغ ] karakarga, kuzgun. kelâm (A.) [ کلام ] söz. kelâm-ı kadim [ کلام قدیم ] Kur’ân. kelâm-ı kibâr [ کلام کبار ] büyük insanların özlü sözleri. kelb (A.) [ کلب ] köpek. kelimât (A.) [ کلمات ] kelimeler, sözcükler. kelime (A.) [ کلمه ] sözcük. kelle (F.) [ کله ] baş. kem (F.) [ کم ] az, eksik. kemâbîş (F.) [ کمابيش ] az çok, aşağı yukarı. kemâfissâbık (A.) [ کما فی السابق ] eskiden olduğu gibi. kemâkân (A.) [ کماکان ] eskiden olduğu gibi. kemâl (A.) [ کمال ] olgunluk, mükemmellik. kemal-i dikkatle (A.-F.-T.) büyük bir dikkatle. kemâl-i ihtimâm ile büyük bir özenle. kemân (F.) [ 1 [ کمان .yay. 2.keman. kemânebrû (F.) [ کمان ابرو ] kaşı yay gibi olan sevgili. kemankeş (F.) [ کمانکش ] okçu, yay çeken. kemâyenbağî (A.) [ کما ینبغی ] gerektiği gibi. kemend (F.) [ کمند ] kement. kemend-i zülf (F.) [ کمند زلف ] saçlarının kemendi. 252 kemer (F.) [ کمر ] bel. kemerbend (F.) [ کمربند ]] bel kayışı. kemîn (F.) [ کمين ] pusu, tuzak. kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik. kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik. kemter (F.) [ 1 [ کمتر .daha az. 2.değersiz. kemyâb (F.) [ کمياب ] az bulunur. kenâr (F.) [ 1 [ کنار .kıyı. 2.kenar, yan. kenef (A.) [ 1 [ کنف .çevre. 2.sığınacak yer. kenîse (A.) [ کنيسه ] kilise. kenîz (F.) [ کنيز ] cariye. kenz (A.) [ کنز ] hazine. ker (F.) [ کر ] sağır. kerâhet (A.) [ کراهت ] iğrenme tiksinme. kerâmet (A.) [ 1 [ کرامت .cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı hal. kerân (F.) [ کران ] uç, kıyı. kere (A.) [ کره ] kez. kerefs (F.) [ کرفس ] kereviz. kerem (A.) [ کرم ] cömertlik. kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek. keremkâr (A.-F.) [ کرمکار ] cömert. kerhen (A.) [ کرها ] istemeyerek, iğrenerek. 253 kerîh (A.) [ کریه ] iğrenç. kerîm (A.) [ 1 [ کریم .cömert. 2.yüce. kerîme (A.) [ کریمه ] kız çocuk. kerkes (A.) [ کرکس ] akbaba. kerrât (A.) [ کرات ] defalar. kerre (A.) [ کره ] defa. kerûbî (A.) [ کروبی ] büyük melek. kervan (F.) [ کروان ] kafile, kervan. kervansaray bk. karvanserây. kes (F.) [ کس ] kişi, kimse. kesâd (A.) [ کساد ] sürümsüz, kesat. kesâfet (A.) [ 1 [ کثافت .yoğunluk. 2.çokluk. kesâlet (A.) [ کسالت ] tembellik, gevşeklik. kesb (A.) [ کسب ] çalışarak kazanma. kesbî (A.) [ کسبی ] çalışarak elde edilen. kese (F.) [ کيسه ] torba, küçük torba. kesîf (A.) [ 1 [ کثيف .yoğun. 2.kalın. 3.koyu. kesîr (A.) [ کثير ] çok, bol. kesîrü’l-istimâl (A.) [ کثيرالاستعمال ] çok kullanılan. kesret (A.) [ کثرت ] çokluk, bolluk. kesretle :(A.-T.) çokça, bolca. kesretli (A.-T.) çok, fazla. keşf (A.) [ کشف ] keşif, bulma, ortaya çıkarma. 254 keşif (A.) [ کشف ] keşfetme, bulma. keşkûl (F.) [ 1 [ کشکول .dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı. keşmekeş (F.) [ کشمکش ] kargaşa, çekişme. keştî (F.) [ کشتی ] gemi. keştîbân (F.) [ کشتيبان ] kaptan. ketif (A.) [ 1 [ کتف .omuz. 2.kürek kemiği. ketm (A.) [ کتم ] gizleme, saklama. kettân (A.) [ کتان ] keten. ketûm (A.) [ کتوم ] sır saklayan, ağzı sıkı. kevâkib (A.) [ کواکب ] yıldızlar. kevkeb (A.) [ کوکب ] yıldız. kevkebe (A.) [ کوکبه ] gösteriş. kevn (A.) [ کون ] varlık. kevser (A.) [ 1 [ کوثر .cennet. 2.cennetteki bir havuz. keyd (A.) [ کيد ] hile, düzen. keyf (A.) [ کيف ] keyif, afiyet. keyfe mâ ittafak (A.) [ کيف ما اتفق ] rastgele. keyfiyet (A.) [ کيفيت ] nitelik keyfiyyet (A.) [ کيفيت ] nitelik. keyhân (F.) [ کيهان ] dünya. keyvan (F.) [ کيوان ] Satürn, Zuhal. kezâ (A.) [ کذا ] aynı şekilde, böylece. kezâlik (A.) [ کذالک ] aynı şekilde. 255 kezzâb (A.) [ کذاب ] çok yalancı. kıbâb (A.) [ قباب ] kubbeler. kıbel (A.) [ قبل ] taraf, yön. kıble (A.) [ 1 [ قبله .Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı. kıbtî (A.) [ قبطی ] çingene. kıdem (A.) [ قدم ] eskilik. kıdve (A.) [ قدوه ] önder. kılâ’ (A.) [ قلاع ] kaleler. kıllet (A.) [ قلت ] azlık. kırâat (A.) [ قرائت ] okuma. kırâat etmek okumak. kırâathâne (A.-F.) [ 1 [ قرائت خانه . kahvehane. 2.okuma salonu. kıran (A.) [ 1 [ قران .yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması. kırba (A.) [ قربه ] deriden yapılmış su kabı. kırtâsiye (A.) [ قرطاسيه ] kağıt işleri. kısas (A.) [ قصه ] kıssalar, hikayeler. kısm (A.) [ قسم ] kısım, bölüm. kısmen (A.) [ قسما ] bir kısmı. kısmet (A.) [ 1 [ قسمت .nasip, pay. 2.bölme. kıssa (A.) [ 1 [ قصه .öykü, fıkra. 2.olay. kıst (A.) [ 1 [ قسط .taksit. 2.parça. kıstas (A.) [ 1 [ قسطاس .ölçü. 2.terazi.
|
kışr (A.) [ قشر ] kabuk. kıt’a (A.) [ قطعه ] parça. kıtal (A.) [ 1 [ قتال .savaş. 2.birbirini öldürme. kıyafet (A.) [ قيافت ] kılık, görünüm. kıyâm (A.) [ 1 [ قيام .kalkma. 2.ayaklanma. kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak. kıyamet (A.) [ 1 [ قيامت .mahşer günü. 2.gürültü patırtı. kıyas (A.) [ قياس ] karşılaştırma, mukayese. kıymet (A.) [ قيمت ] değer. kıymet vermek değer vermek. kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen. kıymetdar (A.-F.) [ قيمتدار ] değerli. kıyr (A.) [ قير ] katran, zift. kıyye (A.) [ قيه ] okka. kibar (A.) [ کبار ] büyükler. kibr (A.) [ کبر ] büyüklük taslama, şişinme. kifayet (A.) [ 1 [ کفایت .yeterli olma. 2.yararlılık. kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik. kihâlet (A.) [ 1 [ کحالت .göz hekimliği. 2.sürmecilik. kîl (A.) [ قيل ] söz. kilâb (A.) [ کلاب ] köpekler. kîle (A.) [ کيله ] kile. kilîsa (F.) [ کليسا ] kilise. 257 kilk (F.) [ کلک ] kamış kalem. kîlükâl (A.) [ قيل و قال ] dedikodu. kilye (A.) [ کليه ] böbrek. kimyâger (A.-F.) [ کيمياگر ] kimyacı. kimyevî (A.) [ کيميوی ] kimyasal. kinâyeâmîz (A.-F.) [ کنایه آميز ] kinayeli. kindar (F.) [ کيندار ] kinci. kînecû (F.) [ کينه جو ] kinci. kirâm (A.) [ 1 [ کرام .yüce kişiler. 2.cömertler. kirâren (A.) [ کرارا ] defalarca. kirbâs (A.) [ کرباس ] bez. kirm (F.) [ کرم ] kurt, kurtçuk. kirm-i ebrîşem [ کرم ابریشم ] ipek böceği. kirm-i şebefruz [ کرم شب افروز ] ateş böceği. kîse (F.) [ 1 [ کيسه .torba, kese. 2.para kesesi. kisve (A.) [ کسوه ] giysi. kisvet (A.) [ 1 [ کسوت .giysi. 2.güreşçi kisbeti. kîş (F.) [ کيش ] din. kişt (F.) [ کشت ] ekin. kiştzar (F.) [ کشتزار ] tarla. kişver (F.) [ کشور ] ülke. kişverküşâ (F.) [ کشورکشا ] fatih, ülkeler alan. kitâb (A.) [ کتاب ] kitap. 258 kitâbe (A.) [ 1 [ کتابه .mezar taşı yazısı. 2.yazıt. kitabhâne (A.-F.) [ کتابخانه ] kütüphane. kitmân (A.) [ کتمان ] sır saklama, ketumluk. kitmân etmek saklamak. kiyâset (A.) [ کياست ] zekilik, uyanıklık. kizb (A.) [ کذب ] yalan. köhne (F.) [ کهنه ] eski. kubh (A.) [ قبح ] çirkinlik. kubûr (A.) [ قبور ] mezarlar. kûçe (F.) [ کوچه ] sokak. kudât (A.) [ قضات ] kadılar. kûdek (F.) [ کودک ] çocuk. kudemâ (A.) [ قدما ] eskiler. kudret (A.) [ قدرت ] güç. kudsî (A.) [ قدسی ] kutsal. kudsiyân (A.-F.) [ قدسيان ] melekler. kudsiyet (A.) [ قدسيت ] kutsallık. kudsiyetşiken (A.-F.) [ قدسيت شکن ] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız. kudûm (A.) [ 1 [ قدوم .gelme. 2.kudüm. kudûmzen (A.-F.) [ قدوم زن ] kudüm çalan. kûfe (F.) [ کوفه ] küfe. kufl (A.) [ قفل ] kilit. 259 kûfte (F.) [ 1 [ کوفته .ezik. 2.köfte. kûh (F.) [ کوه ] dağ. kûhân (F.) [ کوهان ] hörgüç. kûhistan (F.) [ کوهستان ] dağlık. kuhl (A.) [ کحل ] göz sürmesi. kulel (A.) [ 1 [ قلل .kuleler. 2.doruklar. kullâb (A.) [ قلاب ] kanca, çengel. kulle (A.) [ 1 [ قله .kule. 2.doruk. kulûb (A.) [ قلوب ] kalpler. kumâr (A.) [ قمار ] kumar. kumâş (A.) [ قماش ] kumaş. kumrî (A.) [ قمری ] kumru. kûr (F.) [ کور ] kör. kur’a (A.) [ قرعه ] kur’a, ad çekme. kurâ (A.) [ قراء ] köyler. kurâze (A.) [ قراضه ] kırıntı, döküntü. kurb (A.) [ 1 [ قرب .yakınlık. 2.yakın. kûre (F.) [ کوره ] kuyumcu ocağı. kûrî (F.) [ کوری ] körlük. kurrâ (A.) [ قراء ] Kur’ân okuyucular. kurs (A.) [ قرص ] yuvarlak. kurûn (A.) [ 1 [ قرون .yüzyıllar. 2.çağlar. kurûn-i kadîme (F.) [ قرون قدیمه ] eski çağlar. 260 kurûn-i ûlâ [ قرون اولی ] ilkçağ. kurûn-i vüstâ [ قرون وسطی ] ortaçağ. kûs (F.) [ کوس ] kös, büyük davul. kûse (F.) [ کوسه ] köse. kusûr (A.) [ 1 [ قصور .kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal. kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak. kûşe (F.) [ کوشه ] köşe. kûşiş (F.) [ کوشش ] çaba. kûşk (F.) [ کوشک ] köşk. kût (A.) [ قوت ] azık, yiyecek. kûtah (F.) [ کوتاه ] kısa. kûtahnazar (F.-A.) [ کوتاه نظر ] kıt görüşlü, basiretsiz. kutb (A.) [ قطب ] kutup. kutn (A.) [ قطن ] pamuk. kutr (A.) [ قطر ] çap. kuûd (A.) [ قعود ] oturma. kuvâ (A.) [ قوا ] güçler, kuvvetler. kuvve (A.) [ قوه ] güç, kuvvet. kuvve-i muhayyile [ قوهء مخيله ] hayal gücü. kuvve-i müeyyide [ قوهء مؤیده ] yaptırım gücü. kuvvet (A.) [ 1 [ قوت .güç. 2.askerî güç. kûy (F.) [ 1 [ کوی .köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer. kuyûd (A.) [ 1 [ قيود .bağlar. 2.kayıtlar. 261 kuyûdat (A.) [ قيودات ] kayıtlar. kuzât (A.) [ قضات ] kadılar. kûze (F.) [ کوزه ]] testi. kübrâ (A.) [ کبرا ] en büyük. küdûr (A.) [ کدور ] kederler. küdûret (A.) [ 1 [ کدورت .bulanıklık. 2.tasa. küffar (A.) [ کفار ] kafirler. küfr (A.) [ 1 [ کفر .kafirlik. 2.küfür. küfrbâz (A.-F.) [ کفرباز ] küfürbaz. kühen (F.) [ کهن ] eski. külah (F.) [ کلاه ] şapka. külbe (F.) [ کلبه ] kulübe. küleh (F.) [ کله ] külah, şapka. külfet (A.) [ 1 [ کلفت .zahmet. 2.merasim. küll (A.) [ کل ] tüm, bütün. küllî (A.) [ 1 [ کلی .genel. 2.çok. külliyyen (A.) [ کليا ] tamamen, tümü. künc (F.) [ کنج ] köşe. küngüre (F.) [ کنگره ] şerefe. künh (A.) [ کنه ] asıl, öz. künûn (F.) [ کنون ] şimdi. künûz (A.) [ کنوز ] hazineler. küre (A.) [ کره ] küre. 262 küre-i arz [ کرهء ارض ] yerküre, dünya. kürevî (A.) [ کروی ] küresel. kürre (F.) [ 1 [ کره .sıpa. 2.tay. kürsî (A.) [ 1 [ کرسی .kürsü, taht. 2.başkent. küsûf (A.) [ 1 [ کثوف .güneş tutulması. 2.tutulma. küsûr (A.) [ 1 [ کسور .kesirler. 2.parçalar. küşad (F.) [ 1 [ کشاد .açma. 2.açılma, açılış. küşâd etmek açılış yapmak, açmak. küştî (F.) [ کشتی ] güreş. küttâb (A.) [ کتاب ] kâtipler, yazıcılar. kütüb (A.) [ کتب ] kitaplar. kütübhâne (A.-F.) [ کتبخانه ] kütüphane.
|