|
nâ (F.) [ نا ] olumsuzluk eki. na’l (A.) [ نعل ] nal. na’lbend (A.-F.) [ نعلبند ] nalbant. na’lbur (A.-F.) [ نعلبر ] nalbur. na’lçe (A.-F.) [ نعلچه ] nalça. na’nâ’ (A.) [ نعناع ] nane. na’re (A.) [ نعره ] nara, haykırma. na’ş (A.) [ نعش ] naaş, cenaze. na’t (A.) [ 1 [ نعت .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nââşnâ (F.) [ نا آشنا ] yabancı. naat (A.) [ 1 [ نعت .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir. nâb (F.) [ ناب ] saf, halis, katışıksız. nâbecâ (F.) [ نابجا ] yersiz. nâbehre (F.) [ 1 [ نابهره .nasipsiz. 2.soysuz. nâbekâr (F.) [ 1 [ نابکار .hayırsız. 2.işe yaramaz. nâbîna (F.) [ نابينا ] kör. nâbûd (F.) [ 1 [ نابود .yok. 2.yokluk. 3.perişan. nabz (A.) [ نبض ] nabız. nabzgîr (A.-F.) [ نبض گير ] nabza göre şerbet veren. 343 nâcî (A.) [ ناجی ] kurtulan. nâcins (F.-A.) [ ناجنس ] soysuz, cinsi bozuk. nâçâr (F.) [ 1 [ ناچار .çaresiz, sorunda. 2.ister istemez. nâçîz (F.) [ ناچيز ] değersiz, önemsiz. nâdân (F.) [ 1 [ نادان .cahil. 2.hödük. nâdânlık (F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük. nâdî (A.) [ نادی ] seslenen, çağıran. nâdim (A.) [ نادم ] pişman. nâdim etmek pişman etmek. nâdim olmak pişman olmak. nâdir (A.) [ نادر ] az bulunur. nâdirât (A.) [ نادرات ] az bulunur şeyler. nâdire (A.) [ نادره ] az bulunur. nâdiren (A.) [ نادرا ] nadir olarak. nâehl (F.-A.) [ ناأهل ] ehil olmayan, ehliyetli olmayan. nâf (F.) [ ناف ] göbek. nafaka (A.) [ نفقه ] geçim parası. nâfe (F.) [ 1 [ نافه .ceylanın göbeğinden çıkan misk. 2.sevgilinin saçı. nâfercâm (F.) [ نافرجام ] sonu iyi olmayan, yararsız. nâfıa (A.) [ نافعه ] bayındırlık işleri. nâfıa müdüriyeti bayındırlık müdürlüğü. nâfıa nâzırı bayındırlık bakanı. nâfıa nezareti bayındırlık bakanlığı. 344 nâfıa vekâleti bayındırlık bakanlığı. nâfile (A.) [ 1 [ نافله .boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz. nâfiz (A.) [ نافذ ] etkileyici, nüfuz edici, işleyici. nâgâh (F.) [ ناگاه ] ansızın. nâgehan (F.) [ ناگهان ] ansızın. nağamât (A.) [ نغمات ] nağmeler. nağme (A.) [ نغمه ] ezgi, melodi. nağz (F.) [ نغز ] güzel, hoş. nâhak (F.-A.) [ ناحق ] haksız. nâhalef (F.-A.) [ ناخلف ] hayırsız evlat. nahçîr (F.) [ نخچير ] av hayvanı. nâhencâr (F.) [ ناهنجار ] doğru olmayan, uygun olmayan. nâhid (F.) [ ناهيد ] Venüs, Çulpan, Zühre. nahif (A.) [ نحيف ] cılız. nâhiye (A.) [ 1 [ ناحيه .yöre, bölge. 2.bucak. 3.taraf. nahl (A.) [ نخل ] hurma ağacı. nahl (A.) [ نحل ] bal arısı. nahlistan (A.-F.) [ نخلستان ] hurmalık. nâhoş (F.) [ ناخوش ] hoş olmayan. nahs (A.) [ نحس ] uğursuzluk. nâhudâ (F.) [ ناخدا ] kaptan. nâhudâ (F.) [ ناخدا ] Allahsız. nâhun (F.) [ ناخن ] tırnak. 345 nahv (A.) [ 1 [ نحو .sözdizimi. 2.taraf. 3.gibi. nahvet (A.) [ نخوت ] böbürlenme. nahvî (A.) [ نحوی ] gramerci, nahiv uzmanı. nâib (A.) [ 1 [ نائب .vekil. 2.kadı, yargıç. nâil (A.) [ نائل ] erişen, kavuşan, murada eren. nail olmak muradına ermek, kavuşmak, erişmek. nâim (A.) [ نائم ] uyuyan. nâka (A.) [ ناقه ] dişi deve. nakd (A.) [ 1 [ نقد .nakit. 2.madeni para. nakden (A.) [ نقدا ] peşin olarak. nâkes (F.) [ 1 [ ناکس .soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes. nâkıs (A.) [ 1 [ ناقص .eksik. 2.eksi. nakış (A.) [ نقش ] desen. nakib (A.) [ 1 [ نقيب .şeyh yardımcısı. 2.reis vekili. nâkil (A.) [ 1 [ ناقل .taşıma, nakil. 2.anlatan, nakleden. nakîsa (A.) [ نقيصه ] kusur. nakîse (A.) [ نقيصه ] kusur. nakkad (A.) [ نقاد ] eleştirmen. nakkal (A.) [ نقال ] nakleden, öykü veya masal anlatan. nakkare (A.) [ 1 [ نقاره .davul. 2.dümbelek. nakl (A.) [ 1 [ نقل .nakil, anlatma. 2.taşıma. nakledilmek 1.anlatılmak. 2.taşınmak. naklen (A.) [ نقلا ] naklederek, nakil yolu ile. 346 nakletmek 1.anlatmak. 2.taşımak. nakliyat (A.) [ نقليات ] taşımacılık. nakliye (A.) [ نقليه ] taşıma. nakş (A.) [ 1 [ نقش .nakış, desen. 2.resim. 3.duvar resmi. nakşedilmek işlenmek. nakş etmek işlemek. nâkus (A.) [ ناقوس ] çan. nakz (A.) [ 1 [ نقض .yok sayma. 2.bozma, çözme. nâlân (F.) [ نالان ] inleyen. nâlân etmek inletmek. nâlân olmak inlemek. nâle (F.) [ ناله ] inilti. nâlende (F.) [ نالنده ] inleyen. nâm (F.) [ 1 [ نام .ad. 2.adında, adlı. 3.ün, şöhret. nam vermek ad vermek, adlandırmak. nâmahdud (F.-A.) [ نامحدود ] sınırsız. nâmahrem (F.-A.) [ 1 [ نامحرم .mahrem olmayan. 2.nikah düşmeyen kişi. 3.yabancı. nâmahsus (F.-A.) [ نامحسوس ] hissedilmeyen. nâmakbul (F.-A.) [ نامقبول ] makbul olmayan. nâmakul (F.-A.)) [ نامعقول ] makul olmayan. nâmalûm (F.-A.) [ نامعلوم ] bilinmeyen. nâmâver (F.) [ نام آور ] ünlü, sanlı. 347 namaz (F.) [ نماز ] namaz. namazgâh (F.) [ نمازگاه ] namazlık, üstü açık mesçit. nâmberdar (F.) [ نامبردار ] ünlü, sanlı. nâmcû (F.) [ نامجو ] yiğit. nâmdar (F.) [ نامدار ] ünlü, namlı. nâme (F.) [ 1 [ نامه .mektup. 2.kitap. nâme’mûl (F.-A.) [ نامأمول ] umulmayan, beklenmedik. nâmefhûm (F.-A.) [ نامفهوم ] anlaşılmaz. nâmer’î (F.-A.) [ نامرئی ] görülmeyen, görülmez. nâmerd (F.) [ نامرد ] alçak, aşağılık, namert. nâmesbûk (F.-A.) [ نامسبوق ] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş. nâmına (F.-T.) adına. nâmî (F.) [ نامی ] ünlü, namlı. nâmurad (F.-A.) [ نامراد ] muradına ermemiş. nâmus (A.<Yun.) [ 1 [ ناموس .ırz. 2.dürüstlük. 3.yasa. nâmuskâr (A.-F.) [ ناموسکار ] namuslu. namuskârane (A.-F.) [ ناموسکارانه ] namusluca, namuslulara yakışır. nâmüsaid (F.-A.) [ نامساعد ] uygun olmayan. nâmütenahi (F.-A.) [ نامتناهی ] sonsuz, engin. nâmver (F.) [ نامور ] ünlü. namzed (F.) [ 1 [ نامزد .aday. 2.nişanlı. nân (F.) [ نان ] ekmek. nâpâyidar (F.) [ ناپایدار ] kalıcı olmayan. 348 nâpervâ (F.) [ ناپروا ] korkusuz, pervasız. nâr (A.) [ نار ] ateş. nâr (F.) [ نار ] nar. nârencî (F.) [ نارنجی ] turuncu. nâres (F.) [ نارس ] ham, olgunlaşmamış. nâresâ (F.) [ 1 [ نارسا .ham. 2.uygun olmayan. nârevâ (F.) [ ناروا ] yakışık almaz. narh (F.) [ نرخ ] nark. nâs (A.) [ ناس ] insanlar. nasâra (A.) [ نصارا ] Hıristiyanlar. nasâyih (A.) [ نصایح ] öğütler. nasib (A.) [ 1 [ نصيب .pay. 2.Tanrı’nın kula verdiği. nasihat (A.) [ نصيحت ] öğüt. nâsipas (F.) [ ناسپاس ] nankör. nâsiye (A.) [ ناصيه ] alın. nasrâni (A.) [ نصرانی ] Hıristiyan. nass (A.) [ نص ] kesinlik. nâsûtî (A.) [ ناسوتی ] insanlık ile ilgili. nâşî (A.) [ ناشی ] ileri gelen, kaynaklanan, dolayı. nâşinas (F.) [ ناشناس ] yabancı. nâşir (A.) [ ناشر ] yayıncı. nâtamam (F.-A.) [ ناتمام ] tamamlanmamış, yarım kalmış. nâtık (A.) [ ناطق ] konuşan. 349 nâtıka (A.) [ ناطقه ] konuşma gücü. nâtıkaperdâz (A.-F.) [ ناطقه پرداز ] düzgün ve etkili konuşan. nats (A.) [ نطس ] nadas. natûk (A.) [ نطوق ] düzgün konuşan. nâtüvân (F.) [ ناتوان ] güçsüz, zayıf. nâv (F.) [ 1 [ ناو .gemi. 2.kayık. nâvdan (F.) [ ناودان ] oluk. nâvek (F.) [ ناوک ] ok. nây (F.) [ 1 [ نای .ney. 2.kamış. nâyçe (F.) [ نایچه ] küçük ney. nâyî (F.) [ نایی ] neyzen. nâyzen (F.) [ نایزن ] neyzen. naz (F.) [ 1 [ ناز .işve, cilve. 2.kapris. 3.naz. naza çekmek nazlanmak. nâzan (F.) [ نازان ] nazlı. nazar (A.) [ 1 [ نظر .bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı. nazaran (A.) [ نظرا ] göre, nispetle, bakılırsa. nazargâh (A.-F.) [ 1 [ نظرگاه .bakış yeri. 2.bakılan yer. nazar-ı şübhe [ نظر شبهه ] şüpheli göz, şüpheli bakış. nazarında (A.-T.) göre, fikrince, gözünde. nazarî (A.) [ نظری ] teorik. nazariyat (A.) [ نظریات ] teoriler, nazariyeler. nazariye (A.) [ نظریه ] teori. 350 nazariyyat (A.) [ نظریات ] teoriler, nazariyeler. nâzende (F.) [ نازنده ] nazlı. nâzenin (F.) [ 1 [ نازنين .nazlı. 2.narin. nâzım (A.) [ 1 [ ناظم .düzenleyen. 2.nazmeden. nâzır (A.) [ 1 [ ناظر .bakan. 2.nezaret eden. nâzırlık (A.-T.) bakanlık. nazif (A.) [ نظيف ] temiz. nâzik (F.) [ 1 [ نازک .ince. 2.kibar. nâzikâne (F.) [ نازکانه ] kibarca, nazikçe.
|
nâzil (A.) [ نازل ] inen. nâzil olmak inmek. nazile (A.) [ 1 [ نازله .nezle. 2.inmiş. 3.sıkıntı. nazîr (A.) [ نظير ] benzer. nazm (A.) [ 1 [ نظم .dizme. 2.düzenleme, tertip etme. 3.vezinli ve kafiyeli söz söyleme. nazmen (A.) [ نظما ] manzum olarak. nâzperver (F.) [ نازپرور ] nazlı, naz eden. nâzperverde (F.) [ نازپرورده ] nazlı, naz içinde büyümüş. nebât (A.) [ نبات ] bitki. nebat (F.) [ نبات ] nöbet şekeri. nebâtât (A.) [ 1 [ نباتات .bitkiler. 2.botanik. nebatî (A.) [ نباتی ] bitkisel. neberd (F.) [ نبرد ] savaş. 351 nebî (A.) [ نبی ] peygamber. nebîre (A.) [ نبيره ] torun. necabet (A.) [ نجابت ] soyluluk. necâset (A.) [ نجاست ] pislik. necîb (A.) [ نجيب ] soylu, asil, kişizade. necîs (A.) [ نجيس ] pis. necm (A.) [ نجم ] yıldız. nedâmet (A.) [ ندامت ] pişmanlık. nedâmet getirmek pişman olmak. nedim (A.) [ 1 [ ندیم .padişahların ve yüksek rütbeli devlet ricalinin sohbet arkadaşı. 2.güzel hikaye anlatan. nedret (A.) [ ندرت ] azlık. nef’ (A.) [ نفع ] çıkar, yarar. nefâis (A.) [ نفائس ] değerli ve nefis eserler. nefâset (A.) [ نفاست ] nefislik. nefer (A.) [ 1 [ نفر .kişi. 2.asker. nefh etmek nefes vermek, kazandırmak. nefha (A.) [ نفحه ] üfürme. nefîr (A.) [ نفير ] boynuzdan yapılmış boru. nefrin (F.) [ نفرین ] lanet, ilenç. nefs (A.) [ 1 [ نفس .nefis, can. 2.kendi. 3.iç. nefs- i emmâre [ نفس اماره ] kötülükleri emreden nefis. nefs-i (A.-F.) [ نفس ] içinde.
nefsî (A.) [ 1 [ نفسی .nefis ile ilgili. 2.subjektif. neftî (F.) [ نفتی ] petrol yeşili. nefy (A.) [ ] sürgün. nehâr (A.) [ نهار ] gündüz. nehârî (A.) [ نهاری ] yatılı olmayan okul. nehc (A.) [ 1 [ نهج .yol. 2.kast teşkilatı. neheng (F.) [ نهنگ ] timsah. nehiy (A.) [ 1 [ نهی .olumsuzluk. 2.yasaklama. nehr (A.) [ نهر ] ırmak, nehir. nehy (A.) [ 1 [ نهی .olumsuzluk. 2.yasaklama. nehy etmek yasaklamak. nejad (F.) [ نژاد ] soy, ırk. nekahet (A.) [ نقاهت ] hastalıktan sonraki tehlikeli geçiş dönemi. nekbet (A.) [ 1 [ نکبت .talihsizlik. 2.felaket. nekes (F.) [ 1 [ نکس .hayırsız. 2.elisıkı. nem (F.) [ نم ] rutubet. nemâ (A.) [ 1 [ نما .gelişme, büyüme, serpilme. 2.faiz. nemed (F.) [ نمد ] keçe. nemedpûş (F.) [ نمدپوش ] derviş. nemek (F.) [ نمک ] tuz. neml (A.) [ نمل ] karınca. nemnâk (F.) [ نمناک ] nemli. neng (F.) [ ننگ ] ar, utanma. 353 nerd (F.) [ نرد ] tavla. nerm (F.) [ نرم ] yumuşak. nermin (F.) [ نرمين ] yumuşak. nesc (A.) [ نسج ] doku. neseb (A.) [ نسب ] soy. nesh (A.) [ 1 [ نسخ .hükümsüz kılma. 2.nesih yazı. nesîm (F.) [ نسيم ] meltem, esinti. nesl (A.) [ نسل ] kuşak, nesil. nesr (A.) [ نثر ] düzyazı. nesren (A.) [ نثرا ] düzyazı ile. nesrin (F.) [ نسرین ] yaban gülü. nessac (A.) [ نساج ] dokumacı. nesteren (F.) [ نسترن ] yaban gülü. neş’et (A.) [ نشئت ] kaynaklanma, ileri gelme, doğma, doğuş. neş’et etmek kaynaklanmak, ileri gelmek. neşat (A.) [ نشاط ] sevinç. neşîde (A.) [ 1 [ نشيده .şiir. 2.besteli ve güfteli eser. neşr (A.) [ 1 [ نشر .yayma. 2.yayınlama. 3.yayınlanma. neşr etmek 1.yaymak. 2.yayınlamak. neşr olunmak yayınlanmak. neşriyat (A.) [ نشریات ] yayın. neşv ü nemâ (A.) [ نشو و نما ] serpilme, gelişme, büyüme. neşv ü nemâ bulmak gelişmek, yayılmak. 354 neşve (A.) [ نشوه ] sevinç. neşvedâr (A.-F.) [ نشوه دار ] neşeli. neşveyâb olmak neşelenmek. netâic (A.) [ نتائج ] sonuçlar. netîce (A.) [ نتيجه ] sonuç. netice çıkarmak sonuç çıkarmak, sonuca varmak. netîcepezîr olmak sonuçlanmak. nev (F.) [ 1 [ نو .yeni. 2.taze, körpe. nev’ (A.) [ نوع ] tür, nevi, çeşit. nev’an mâ (A.) [ نوعا ما ] bir bakıma. nevâ (F.) [ نوا ] ses. nevâde (F.) [ نواده ] torun. nevâdir (A.) [ نوادر ] nadir olan değerli eşyalar. nevâle (A.) [ 1 [ نواله .kısmet. 2.azık. nevâz (F.) [ نواز ] okşayan. nevâziş (F.) [ نوازش ] okşama. nevâziş eylemek okşamak. nevbahar (F.) [ نوبهار ] ilkbahar. nevbet (A.) [ نوبت ] sıra, nöbet. nevcivan (F.) [ نوجوان ] delikanlı, genç. nevdevlet (F.-A.) [ نودولت ] sonradan görme. neve (F.) [ نوه ] torun. nevha (A.) [ نوحه ] ağıt. 355 nevi (A.) [ نوع ] tür, çeşit. nevid (F.) [ نوید ] müjde. nevin (F.) [ نوین ] yeni. nevm (A.) [ نوم ] uyku. nevmîd (F.) [ نوميد ] umutsuz. nevmîd etmek umutsuzluğa düşürmek. nevmîd olmak umutsuzluğa kapılmak. nevnihal (F.) [ نونهال ] genç fidan. nevres (F.) [ نورس ] yeti yetişmiş. nevruz (F.) [ 1 [ نوروز .yeni gün. 2.nevruz. nevruziye (F.-A.) [ نوروزیه ] nevruz için yazılan kaside. nevzad (F.) [ 1 [ نوزاد .yeni doğmuş. 2.bebek. neyistan (F.) [ نيستان ] sazlık, kamışlık. neyzâr (F.) [ نيزار ] sazlık, kamışlık. neyzen (F.) [ نيزن ] ney üfleyen. nez’ edilmek (A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek. nez’ (A.) [ 1 [ نزع .can çekişme. 2.sökme, koparma, zorla alma. nez’ eylemek ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak. nezâfet (A.) [ نظافت ] temizlik. nezâket (Osmanlıca>A.) [ 1 [ نزاکت .incelik. 2.hassaslık. nezâret (A.) [ 1 [ نظارت .nazırlık. 2.gözetme. nezd (F.) [ 1 [ نزد .yan, yanı. 2.kat. nezih (A.) [ نزیه ] temiz. 356 nezr (A.) [ نذر ] adak. nezr etmek adamak. nısf (A.) [ نصف ] yarı, yarım. nısf -ı ahîr [ نصف اخير ] son yarısı. nısfunnehâr (A.) [ نصف النهار ] meridyen. niam (A.) [ نعم ] nimetler. nida etmek seslenmek. nidâ eylemek seslenmek, duyurmak. nidâ’ (A.) [ نداء ] ses. nifâk (A.) [ نفاق ] ikiyüzlülük. nigâh (F.) [ نگاه ] bakış. nigâh eylemek bakmak. nigâr (F.) [ 1 [ نگار .sevgili. 2.resim. nigeh (F.) [ نگه ] bakış. nigîn (F.) [ 1 [ نگين .yüzük. 2.yüzük kaşı. 3.mühür. nihâd (F.) [ نهاد ] yaratılış, tabiat. nihâl (F.) [ نهال ] fidan. nihân (F.) [ 1 [ نهان .gizli. 2.gizlice. nihan olmak gizlenmek, saklanmak, kaybolmak. nihayet (A.) [ نهایت ] son. nihayet bulmak sona ermek. nijâd (F.) [ نژاد ] soy. nîk (F.) [ نيک ] iyi, güzel. 357 nikab (A.) [ نقاب ] peçe. nikbin (F.) [ نيکبين ] iyimser. nilgun (F.) [ نيلگون ] lacivert. nîm (F.) [ 1 [ نيم .yarı. 2.yarım. 3.buçuk. nîm muzlim (F.-A.) [ نيم مظلم ] loş. nîm cahilî (F.-A.) [ نيم جاهلی ] yarıcahil, yarı cahilî. nimet (A.) [ 1 [ نعمت .iyilik. 2.yiyecek. nîm resmî (F.-A.) [ نيم رسمی ] yarı resmî. nîreng (F.) [ 1 [ نيرنگ .afsun. 2.hile, düzen. nisâ (A.) [ نسا ] kadınlar. nisâb (A.) [ 1 [ نصاب .aranan sınır. 2.sermaye. nisâr (A.) [ نثار ] saçma. nisâr etmek saçmak. nisbet (A.) [ 1 [ نسبت .oran. 2.oranla. nisbî (A.) [ نسبی ] göreceli. nisvân (A.) [ نسوان ] kadınlar. nisyân (A.) [ 1 [ نسيان .unutma. 2.unutulma. nişan (F.) [ 1 [ نشان .iz. 2.belirti. 3.nişan yeri. 4.devlet madalyası. nişâne (F.) [ نشانه ] belirti, işaret. nişangâh (F.) [ نشانگاه ] nişan tahtası. nişîn (F.) [ نشين ] oturan. niyâbet (A.) [ نيابت ] naiplik, vekillik. niyâm (F.) [ نيام ] kın. 358 niyâz (F.) [ 1 [ نياز .yalvarma. 2.dua. niyâz etmek 1.yalvarmak. 2.rica etmek. niyâzmend (F.) [ نيازمند ] muhtaç. niyyet (A.) [ نيت ] niyet. nizâ (A.) [ نزاع ] kavga, çekişme. nizâm (A.) [ نظام ] düzen. nizâm bulmak düzene girmek. nizâmname (A.-F.) [ نظام نامه ] tüzük. nîze (F.) [ 1 [ نيزه .mızrak. 2.süngü. nohudî (F.) [ نخودی ] nohut rengi. noksân (A.) [ 1 [ نقصان .eksiklik. 2.kusur. 3.eksik. nokta-i nazar [ نقطهء نظر ] görüş açısı, bakım. nuhbe (A.) [ نخبه ] seçkin. nukât (A.) [ نقاط ] noktalar, hususlar. nukud (A.) [ نقود ] nakitler. nukûş (A.) [ نقوش ] nakışlar, işlemeler. nur (A.) [ نور ] ışık. nuranî (A.) [ نورانی ] nurlu, ışıklı. nush (A.) [ نصح ] öğüt, nasihat. nusrat vermek üstünlük vermek. nusret (A.) [ 1 [ نصرت .Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük. nûş etmek içmek. nûşin (F.) [ نوشين ] tatlı.
|
nutfe (A.) [ نطفه ] sperma. nutk (A.) [ 1 [ نطق .nutuk, söylev. 2.konuşma. nuzzâr (A.) [ نظار ] nazırlar. nübüvvet (A.) [ نبوت ] peygamberlik. nücum (A.) [ 1 [ نجوم .yıldızlar. 2.astoroloji. nüfus (A.) [ 1 [ نفوس .nefisler. 2.insanlar. nüfuz (A.) [ 1 [ نفوذ .etki etme, işleme. 2.etki gücü. nüfuz etmek işlemek, etki etmek. nükhet (A.) [ نکهت ] koku. nükte (A.) [ نکته ] ince anlam. nüktedan (A.-F.) [ نکته دان ] zarif insan, nükteli sözler bilen. nümayan (F.) [ نمایان ] görünen. nümayan olmak görünmek. nümayiş (F.) [ نمایش ] gösteri. nümune (F.) [ نمونه ] örnek. nüsah (A.) [ نسخ ] nüshalar. nüsha (A.) [ 1 [ نسخه .yazılı belge. 2.muska. 3.süreli yayın sayısı. nüve (A.) [ نوه ] çekirdek. nüvid (F.) [ نوید ] müjde. nüzhet (A.) [ نزهت ] gezinti, gezip dolaşma. nüzul (A.) [ 1 [ نزول .inme. 2.felç. 3.konaklama.
|