sâ’î (A.) [ ساعی ] çalışan, gayret eden.

sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.

sa’leb (A.) [ ثعلب ] tilki.

sa’y (A.) [ سعی ] çalışma, çaba gösterme.

saâdet (A.) [ سعادت ] mutluluk.

saâdetbahş (A.-F.) [ سعادت بخش ] mutluluk veren.

saâdetmend (A.-F.) [ سعادتمند ] mutlu, bahtiyar.

sabâ (A.) [ 1 [ صبا .meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.

sabâvet (A.) [ صباوت ] çocukluk.

sâbık (A.) [ 1 [ سابق .eski. 2.bir önceki.

sâbıka (A.) [ 1 [ سابقه .geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.

sâbıküzzikr (A.) [ سابق الذکر ] anılan, zikredilen.

sabır (A.) [ صبر ] dayanma, kendini tutma.

sabî (A.) [ 1 [ صبی .bebek. 2.küçük çocuk.

sâbi’ (A.) [ سابع ] yedinci.

sâbi’an (A.) [ سابعا ] yedincisi, yedinci olarak.

sâbi’î (A.) [ صابئی ] yıldıza tapan.

sâbir (A.) [ صابر ] sabırlı.

sâbit (A.) [ 1 [ ثابت .kanıtlanmış. 2.yerinde duran.

sabr (A.) [ صبر ] sabır.

383

sabûh (A.) [ صبوح ] sabah içilen şarap.

sabun (A.) [ صابون ] sabun.

sabûr (A.) [ صبور ] çok sabırlı.

sâcid (A.) [ ساجد ] secde eden.

sad (F.) [ صد ] yüz.

sadâ (A.) [ صدا ] ses.

sadâkat (A.) [ صداقت ] bağlılık.

sadâret (A.) [ صدارت ] sadrazamlık.

sadâretpenah (A.-F.) [ صدارت پناه ] sadrazam.

sâdât (A.) [ سادات ] seyyitler.

sâde (F.) [ 1 [ ساده .basit. 2.yalın. 3.süssüz. 4.sadece.

saded (A.) [ صدد ] konu, asıl mesele.

sâdedil (F.) [ 1 [ ساده دل .saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.

sâdedilâne (F.) [ ساده دلانه ] safça.

sadef (A.) [ صدف ] sedef.

sâdelevh (F.-A.) [ ساده لوح ] saf, temiz yürekli.

sademat (A.) [ 1 [ صدمات .sadmeler, çarpmalar, darbeler. 2.musibetler.

sâdık (A.) [ 1 [ صادق .yürekten bağlı olan. 2.doğru.

sâdıkülkavl (A.) [ صادق القول ] doğru sözlü.

sâdır (A.) [ صادر ] çıkan.

sâdır olmak 1.çıkmak, meydana gelmek. 2.imzadan çıkmak.

sâdire (A.) [ صادره ] çıkan.

sâdis (A.) [ سادس ] altıncı.

384

sâdisen (A.) [ سادسا ] altıncısı, altıncı olarak.

sadme (A.) [ 1 [ صدمه .çarpma, vurma, tokuşma. 2.musibet.

sadpâre (F.) [ صدپاره ] yüz parça.

sadr (A.) [ 1 [ صدر .göğüs. 2.baş. 3.başköşe. 4.sadrazam.

sadra şifa vermek işe yaramak, rahatlatmak.

sadr-ı a’zam [ صدر اعظم ] sadrazam.

sadr-ı esbak [ صدر اسبق ] eski sadrazam.

sadsâl (F.) [ صدسال ] yüzyıl.

sâf (A.) [ 1 [ صاف .temiz, arı, halis. 2.açık.

saf (A.) [ صف ] sıra.

safâ (A.) [ 1 [ صفا .saflık. 2.gönül rahatlığı, gönlün şen olması.

safâ eylemek şenlenmek.

safâbahş (A.-F.) [ صفابخش ] gönüle rahatlık veren.

safahât (A.) [ صفحات ] aşamalar.

safbeste (A.-F.) [ صف بسته ] sıralanmış, sıra olmuş.

safder (A.-F.) [ صفدر ] düşman saflarını yaran, savaşçı.

safderûn (A.-F.) [ 1 [ صاف درون .saf, yüreği temiz. 2.ebleh, bön.

safderûnâne (A.-F.) [ صاف درونانه ] safça.

safdil (A.-F.) [ 1 [ صاف دل .yüreği temiz. 2.saf.

safdilâne (A.-F.) [ 1 [ صاف دلانه .yürek temizliği ile. 2.safça.

safdillik (A.-F.-T.) 1.yürek temizliği. 2.saflık.

saff (A.) [ صف ] sıra, dizi, saf.

safha (A.) [ 1 [ صفحه .aşama. 2.düz olan yüz. 3.sayfa.

385

sâfî (A.) [ صافی ] temiz, arı, halis.

sâfil (A.) [ سافل ] aşağı, aşağıda.

safîr (A.) [ صفير ] ıslık.

safra (A.) [ 1 [ صفره .öd. 2.sarı.

safsâf (A.) [ صفصاف ] söğüt.

safsata (A.) [ سفسطه ] doğru olmadığı halde doğru gibi gösterilen düşünce veya

söz.

safşikâf (A.-F.) [ صف شکاف ] düşman saflarını yaran savaşçı.

safşiken (A.-F.) [ صاف شکن ] düşman saflarını yaran savaşçı.

safvet (A.) [ صفوت ] saflık, temizlik, arılık.

sâgar (A.) [ ساغر ] kadeh, içki kadehi.

sagîr (A.) [ 1 [ صغير .küçük. 2.küçük çocuk.

sağr (A.) [ ثغر ] sınır, hudut.

sahâ (A.) [ ساخه ] cömertlik, eliaçıklık.

sâha (A.) [ ساحه ] alan.

sahâbe (A.) [ صحابه ] Hz. Muhammed’in sohbetlerine katılan müslüman.

sahâbî (A.) [ صحابی ] Hz. Muhammed’in sohbetlerini katılan müslüman.

sahâif (A.) [ صحائف ] sayfalar.

sahâkâr bk. sehâkâr.

sahâra (A.) [ 1 [ صحاری .çöller. 2.kırlar.

sahâvet bk. sehâvet.

sahbâ (A.) [ صهبا ] şarap.

sahhaf (A.) [ صحاف ] kitapçı.

386

sahî (A.) [ سخی ] cömert, eliaçık.

sâhib (A.) [ صاحب ] sahip.

sâhibcemâl (A.-F.) [ صاحب جمال ] güzel yüzlü, güzel.

sâhibe (A.) [ صاحبه ] bayan sahip.

sâhibkemal (A.-F.) [ صاحب کمال ] olgun insan.

sâhibkerâmet (A.-F.) [ صاحب کرامت ] keramet sahibi.

sâhibkıran (A.-F.) [ صاحب قران ] muzaffer hükümdar.

sâhibnazar (A.-F.) [ صاحب نظر ] görüş sahibi, deneyimli.

sahife (A.) [ صحيفه ] sayfa.

sahih (A.) [ 1 [ صحيح .doğru. 2.gerçek.

sâhil (A.) [ ساحل ] kıyı.

sâhilhane (A.-F.) [ ساحل خانه ] yalı.

sâhir (A.) [ 1 [ ساحر .büyücü. 2.büyüleyici.

sahleb (A.) [ ثعلب ] sâlep.

sahn (A.) [ 1 [ صحن .avlu. 2.boşluk. 3.sahne. 4.üstü kubbeli alan.

sahr (A.) [ صخر ] kaya.

sahra (A.) [ 1 [ صحرا .çöl. 2.kır.

sahre (A.) [ صخره ] kaya.

saht (F.) [ 1 [ سخت .çok. 2.katı. 3.şiddetli. 4.güç.

sahte (F.) [ 1 [ ساخته .yapay, yapma. 2.düzmece. 3.kalp, sahte.

sahtekâr (F.) [ 1 [ ساخته کار .sahteci. 2.kalpazan.

sahtiyan (F.) [ سختيان ] işlenmiş cilalı deri.

sahûr (A.) [ ساحور ] sahur.

387

sâib (A.) [ صائب ] isabetli.

sâibî (A.) [ صائبی ] yıldıza tapan.

sâid (A.) [ ساعد ] kol, bilek ile dirsek arası.

sâik (A.) [ سائق ] sevk eden.

sâika (A.) [ سائقه ] yıldırım.

sâil (A.) [ 1 [ سائل .dilenci. 2.soran. 3.akan.

sâim (A.) [ صائم ] oruçlu.

sâir (A.) [ 1 [ سائر .diğer. 2.gezen.

sâirfilmenâm (A.) [ سائر فی المنام ] uyurgezer.

saiy (A.) [ سعی ] çalışma, çaba.

sâk (A.) [ 1 [ ساق .baldır. 2.sap.

sakâmet (A.) [ 1 [ سقامت .sakatlık. 2.yanlışlık.

sâkeyn (A.) [ ساقين ] ikizkenar.

sâkeyn-i şibh-i münharif [ ساقين شبه منحرف ] yamuk.

sakf (A.) [ 1 [ سقف .tavan. 2.çatı.

sâkıb (A.) [ 1 [ ثاقب .delici. 2.parlak yıldız.

sâkı

sekrâver (A.-F.) [ سکر آور ] sarhoşluk veren.

sekte (A.) [ 1 [ سکته .durma. 2.kesilme.

sekte vermek durgunluk vermek, sekteye uğratmak.

sektedâr etmek durdurmak, sekteye uğratmak.

selâmet (A.) [ سلامت ] esenlik.

selâs (A.) [ ثلاث ] üç.

selâse (A.) [ ثلاثه ] üç.

selâset (A.) [ سلاست ] akıcılık.

selâsil (A.) [ سلاسل ] zincirler.

selâsîn (A.) [ ثلثين ] otuz.

selâsûn (A.) [ ثلثون ] otuz.

selâtîn (A.) [ سلاطين ] sultanlar.

selb (A.) [ 1 [ سلب .kapma, kendine çekme. 2.inkâr etme.

selb etmek 1.kapmak, çekmek, almak. 2.inkâr etmek. 3.yok etmek.

selcûkî (A.) [ سلجوقی ] Selçuklu.

selef (A.) [ سلف ] öncekiler, önceki görevliler.

selh (A.) [ سلخ ] deri yüzme.

selhhâne (A.-F.) [ سلخ خانه ] kesim yeri, mezbaha, salhane.

selîka (A.) [ سليقه ] güzel konuşma ve yazma yeteneği.

selim (A.) [ سليم ] sağlam.

selîmülkalb (A.) [ سليم القلب ] temiz yürekli.

selîs (A.) [ سليس ] akıcı.

selle (A.) [ سله ] sele.

396

sellebâf (A.-F.) [ سله باف ] sepetçi.

sem (A.) [ سم ] zehir.

sem’ (A.) [ 1 [ سمع .işitme. 2.kulak.

semâ (A.) [ سما ] gökyüzü.

semâcet (A.) [ سماجت ] çirkinlik.

semâhâne (A.-F.) [ سماع خانه ] mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.

semahat (A.) [ سماحت ] iyilikseverlik.

semân (A.) [ ثمان ] sekiz.

semânun (A.) [ ثمانون ] seksen.

semâvât (A.) [ سموات ] gökler.

semâvî (A.) [ 1 [ سماوی .gök ile ilgili. 2.tanrısal.

semdâr (A.-F.) [ سمدار ] zehirli.

semek (A.) [ سمک ] balık.

semen (A.) [ ثمن ] değer, kıymet.

semen (A.) [ سمن ] semizlik.

semen (F.) [ سمن ] yasemin.

semenber (F.) [ سمنبر ] yasemin göğüslü.

semend (F.) [ سمند ] güzel ve çevik at.

semer (A.) [ 1 [ ثمر .meyva. 2.ürün. 3.sonuç.

semerât (A.) [ 1 [ ثمرات .meyvalar. 2.ürünler. 3.sonuçlar.

semere (A.) [ 1 [ ثمره .meyva. 2.ürün. 3.sonuç.

semere vermek 1.meyva vermek. 2.sonuç vermek.

semeredâr (A.-F.) [ 1 [ ثمره دار .meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.

397

semî (A.) [ سميع ] çok iyi işiten.

semîn (A.) [ ثمين ] değerli.

semin (A.) [ سمين ] semirmiş, semiz.

semmûr (A.) [ سمور ] samur.

semra (A.) [ سمرا ] esmer.

semt (A.) [ 1 [ سمت .taraf. 2.yöre. 3.mahalle.

senâ (A.) [ ثنا ] övgü.

senâ etmek övmek.

senâgû (A.-F.) [ ثناگو ] öven.

senâhân (A.-F.) [ ثناخوان ] öven.

senâkâr (A.-F.) [ ثناکار ] öven.

senâya (A.) [ ثنایا ] ön dişler.

sencîde (F.) [ سنجيده ] tartılı.

sene (A.) [ سنه ] yıl.

sene -i hicriyye [ سنهء هجریه ] hicrî yıl.

sene -i kameriyye [ سنهء قمریه ] kamerî yıl.

sene -i mîlâdiyye [ سنه< ميلادیه ] miladî yıl.

sene -i şemsiyye [ سنهء شمسيه ] şemsî yıl.

senebesene (A.-F.) [ سنه بسنه ] yıldan yıla.

sened (A.) [ 1 [ سند .belge. 2.tapu.

senedât (A.) [ سندات ] belgeler.

senevât (A.) [ سنوات ] yıllar.

senevî (A.) [ سنوی ] yıllık.

398

seng (F.) [ سنگ ] taş.

sengdil (F.) [ سنگ دل ] taş yürekli, acımasız.

sengdilâne (F.) [ سنگ دلانه ] acımasızca.

sengîn (F.) [ 1 [ سنگين .ağır. 2.taştan.

senglâh (F.) [ سنگلاخ ] taşlık arazi.

sengtıraş (F.) [ سنگ تراش ] taş ustası.

seniyye (A.) [ سنيه ] ulu, yüce.

sepîd (F.) [ سپيد ] beyaz, ak.

sepîdedem (F.) [ سپيده دم ] tan ağartısı.

ser (F.) [ 1 [ سر .baş. 2.başkan. 3.uç.

serâ (A.) [ ثرا ] toprak.

serâ (F.) [ سرا ] saray.

serâb (A.) [ سراب ] serap.

serâğâz (F.) [ سرآغاز ] başlangıç.

serâir (A.) [ سرائر ] sırlar.

serâmed (F.) [ سرآمد ] ileri gelen, önde gelen.

serâmedân (F.) [ سر آمدان ] ileri gelenler, önde gelenler.

serâpâ (F.) [ سراپا ] baştan ayağa, bir baştan bir başa, tüm.

serâperde (F.) [ 1 [ ساراپرده .saray perdesi. 2.otağ.

serâser (F.) [ سراسر ] bir baştan bir başa.

serâsîme (F.) [ سراسيمه ] afallamış, sersemleşmiş.

serasker (F.-A.) [ 1 [ سرعسکر .başkomutan. 2.savunma bakanı, harbiye nazırı.

399

seraskerî (F.-A.) [ 1 [ سرعسکری .başkomutanlık. 2.savunma bakanlığı, harbiye

nazırlığı.

 

 

 

serây (F.) [ سرای ] saray.

serbeser (F.) [ سربسر ] bir baştan bir başa.

serbest (F.) [ 1 [ سربست .özgür. 2.kayıtsız.

serbestî (F.) [ سربستی ] serbestlik.

serbesücûd (F.-A.) [ سر بسجود ] alnı secdede.

serbülend (F.) [ سربلند ] başı yüce, yücebaşlı..

serçeşme (F.) [ 1 [ سرچشمه .kaynak. 2.pınarbaşı. 3.önder.

serd (A.) [ سرد ] düzgün dile getirme.

serd (F.) [ 1 [ سرد .soğuk. 2.sert, haşin.

serd etmek dile getirmek.

serdâr (F.) [ 1 [ سردار .önder. 2.komutan, başkomutan.

serden geçmek başından vazgeçmek, ölümü göze almak.

serefrâz (F.) [ 1 [ سرافراز .başı yüce. 2.başta gelen.

serencâm (F.) [ 1 [ سرانجام .son. 2.başa gelen olay.

seretân (A.) [ سرطان ] yengeç.

serfirâz (F.) [ سرفراز ] başı yüce.

serfürû (F.) [ سرفرو ] başı önde, başı eğik, itaat eden.

serfürû etmek 1.itaat etmek. 2.başını eğmek. 3.düşünceye dalmak.

sergerdân (F.) [ 1 [ سرگردان .avare, aylak. 2.şaşkın.

sergüzeşt (F.) [ سرگذشت ] macera, serüven.

serhad (F.-A.) [ سرحد ] sınır.

400

serheng (F.) [ سرهنگ ] çavuş.

serî (A.) [ سریع ] hızlı.

serîr (A.) [ سریر ] taht.

serîülintikal (A.) [ سریع الانتقال ] kıvrak zekalı.

seriyye (A.) [ سریه ] müfreze.

serkâtib (F.-A.) [ سرکاتب ] başkâtip.

serkerde (F.) [ 1 [ سرکرده .lider, baş. 2.elebaşı.

serkeş (F.) [ سرکش ] dikkafalı, inatçı.

serkeşî (F.) [ سرکشی ] dikkafalılık, inatçılık.

serkûy (F.) [ سرکوی ] sokak başı, mahalle başı.

serlevha (F.-A.) [ سرلوحه ] başlık.

sermâ (F.) [ 1 [ سرما .soğuk. 2.kış.

sermâye (F.) [ 1 [ سرمایه .anapara. 2.genelev kadını.

sermâyedâr (F.) [ سرمایه دار ] sermaye sahibi, kapitalist.

sermed (F.) [ سرمد ] ebedî, sürekli.

sermest (F.) [ سرمست ] sarhoş.

sermestî (F.) [ سرمستی ] sarhoşluk.

sermuharrir (F.-A.) [ سرمحرر ] başyazar.

sermüneccim (F.-A.) [ سرمنجم ] müneccimbaşı.

sernâme (F.) [ سرنامه ] mektup başlığı.

sernigun (F.) [ سرنگون ] başaşağı, tepetakla.

sernigûn olmak tepetakla olmak, başaşağı gelmek, yenilmek.

sernüvişt (F.) [ سرنوشت ] yazgı, alın yazısı.

401

serpuş (F.) [ سرپوش ] başlık.

serrâc (A.) [ سراج ] saraç.

serrâchâne (A.-F.) [ سراج خانه ] saraçhane.

serserî (F.) [ 1 [ سرسری .aylak. 2.anlamsız.

serşâr (F.) [ سرشار ] dolu, ağzına kadar dolu.

sertâpâ (F.) [ سرتاپا ] baştan ayağa, baştanbaşa.

sertâser (A.) [ سرتاسر ] baştanbaşa.

serv (F.) [ سرو ] servi, selvi.

serv -i bülend [ سرو بلند ] boyu servi gibi düzgün ve uzun olan sevgili.

serv -i hırâmân [ سرو خرامان ] salınarak yürüyen sevgili.

serv -i nihâl [ 1 [ سرو نهال .fidan gibi düz servi. 2.servi boylu güzel.

serv -i revân [ 1 [ سرو روان .yürüyen servi. 2.yürüyen servi boylu güzel.

servendâm (F.) [ سرواندام ] servi boylu.

server (F.) [ سرور ] önder, lider, baş.

serverân (F.) [ سروران ] önderler, liderler, başlar.

servet (A.) [ 1 [ ثروت .zenginlik, varlık. 2.ekonomi.

servistân (F.) [ سروستان ] servilik.

servkadd (F.-A.) [ سروقد ] servi boylu.

serzeniş (F.) [ سرزنش ] sitem, başa kakma.

serzenişkâr (F.) [ سرزنشکار ] sitem edici.

setr (A.) [ ستر ] örtme, gizleme.

setr etmek örtmek, gizlemek, kamufle etmek.

settâr (A.) [ 1 [ ستار .örten. 2.günahları örten Tanrı.

402

sevâb (A.) [ 1 [ ثواب .sevap. 2.hayır, iyilik.

sevâbit (A.) [ ثوابت ] yıldızlar.

sevâd (A.) [ 1 [ سواد .karalık. 2.karalama, yazma.

sevâhil (A.) [ سواحل ] kıyılar.

sevb (A.) [ ثوب ] giysi.

sevdâ (A.) [ 1 [ سودا .kara, siyah. 2.insan yapısında bulunan dört maddeden biri.

sevdâzede (F.) [ سودازده ] sevdalı.

seviyye (A.) [ سویه ] düzey.

sevk (A.) [ سوق ] gönderme.

sevk -i tabi’î [ سوق طبيعی ] içgüdü.

sevk etmek göndermek, yönlendirmek, götürmek.

sevkülceyş (A.) [ سوق الجيش ] strateji.

sevkülceyşî (A.) [ سوق الجيشی ] stratejik.

sevr (A.) [ 1 [ ثور .boğa. 2.öküz. 3.boğa burcu.

seyâhat (A.) [ سياحت ] gezi.

seyelân (A.) [ سيلان ] akış, akma.

seyf (A.) [ سيف ] kılıç.

seyfiyye (A.) [ سيفيه ] asker kesimi.

seyl (A.) [ سيل ] sel.

seylâb (A.-F.) [ سيلاب ] sel suyu.

seylâbe (A.-F.) [ سيلابه ] sel suyu.

seylhîz (A.-F.) [ سيلخيز ] su taşkını, taşkın.

seyr (A.) [ 1 [ سير .seyir. 2.yürüme. 3.gezi. 4.izleme.

403

seyr etmek izlemek.

seyrân (A.) [ سيران ] gezinme.

seyrangâh (A.-F.) [ سيرانگاه ] gezinti yeri.

seyrfilmenâm (A.) [ سير فی المنام ] uyurgezer.

seyrüsefer (A.) [ سير و سفر ] trafik, gidişgeliş.

seyyâh (A.) [ 1 [ سياح .gezgin. 2.turist.

seyyâhin (A.) [ 1 [ سياحين .gezginler. 2.turistler.

seyyâl (A.) [ سيال ] akışkan.

seyyâle (A.) [ 1 [ سياله .akıntı. 2.sıvı.

seyyar (A.) [ 1 [ سيار .taşınabilir. 2.gezen.

seyyârât (A.) [ سيارات ] gezegenler.

seyyâre (A.) [ سياره ] gezegen.

seyyiât (A.) [ 1 [ سيئات .günahlar. 2.kötülükler. 3.olumsuzluklar.

seyyib (A.) [ ثيب ] dul kadın.

seyyibât (A.) [ ثيبات ] dul kadınlar.

seyyibe (A.) [ ثيبه ] dul kadın.

seyyid (A.) [ 1 [ سيد .Hz. Hasan’yn soyundan gelen. 2.efendi. 3.ağa. 4.başkan.

seyyie (A.) [ 1 [ سيئه .günah. 2.kötülük.

sezâ (F.) [ سزا ] layık, yaraşır.

sezâvar (F.) [ سزاوار ] layık, yaraşır.

sıbt (A.) [ سبط ] torun.

sıbyân (A.) [ صبيان ] çocuklar.

sıddık (A.) [ صدیق ] sözünün eri.

404

sıdk (A.) [ 1 [ صدق .doğruluk. 2.kalp temizliği.

sıfat (A.) [ صفت ] özellik, vasıf.

sıfât (A.) [ صفات ] özellikler, vasıflar.

sıfr (A.) [ صفر ] sıfır.

sığâr (A.) [ صغار ] küçükler.

sığar (A.) [ صغر ] küçüklük.

sıhhat (A.) [ 1 [ صحت .doğruluk. 2.sağlık.

sıhhî (A.) [ صحی ] sağlıkla ilgili.

sıhhiye (A.) [ صحيه ] sağlık işleri dairesi.

sıhr (A.) [ صهر ] evlilikten doğan akrabalık.

sıhriyet (A.) [ صهریت ] evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.

sıklet (A.) [ 1 [ ثقلت .ağırlık. 2.sıkıntı.

sıklet vermek ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.

sıla (A.) [ صله ] yakınlarını ziyarete gitme özlemi.

sıla -i rahm [ صلهء رحم ] yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

sıle (A.) [ صله ] şaire verilen para ödülü.

sımt (A.) [ سمط ] dizi.

sınâ’î (A.) [ 1 [ صناعی .sanatla ilgili. 2.sanayi ile ilgili.

sınâat (A.) [ 1 [ صناعت .sanat. 2.sanayi.

sınâât (A.) [ صناعات ] sanatlar.

sınâât -ı edebî [ صناعات ادبی ] edebî sanatlar.

sınf (A.) [ صنف ] sınıf.

sırâc (A.) [ سراج ] kandil.

405

sırât (A.) [ صراط ] yol.

sırât -ı müstakîm [ 1 [ صراط مستقيم .doğru yol. 2.sırat köprüsü.

sırf (A.) [ صرف ] sadece, yalnız.

sırr (A.) [ سر ] giz, sır.

sıyâm (A.) [ صيام ] oruç.

sıyânet (A.) [ صيانت ] koruma.

sî (F.) [ سی ] otuz.

siâyet (A.) [ سعایت ] çekiştirme, dedikodu.

sîb (F.) [ سيب ] elma.

sicill (A.) [ سجل ] kayıt kütüğü.

sidrenişin (A.-F.) [ سدره نشين ] sidretülmüntehâda oturan melek.

sidretülmüntehâ (A.) [ سدرة المنتها ] uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine

geçilemeyen bir ağaç.

sifâl (F.) [ سفال ] çanak çömlek.

sifâlîn (F.) [ سفالين ] topraktan yapılmış.

sih (F.) [ سيخ ] şiş.

sihâm (A.) [ 1 [ سهام .oklar. 2.paylar.

sihir (A.) [ سحر ] büyü.

sihr (A.) [ سحر ] sihir, büyü.

sihrâmîz (A.-F.) [ سحر آميز ] büyüleyici.

sihrbâz (A.-F.) [ 1 [ سحرباز .sihirbaz. 2.büyücü.

sika (A.) [ ثقه ] güvenilir kişi.

sikke (A.) [ 1 [ سکه .madenî para. 2.mevlevî külahı.

406

sikkîn (A.) [ سکين ] bıçak.

silâhdâr (A.-F.) [ سلاحدار ] silahtar.

sîlî (F.) [ سيلی ] tokat, sille.

silk (A.) [ 1 [ سلک .dizi. 2.iplik. 3.meslek.

sill (A.) [ سل ] verem.

sillürrie (A.) [ سل الرئه ] akciğer veremi.

silsile (A.) [ 1 [ سلسله .zincir. 2.hanedan. 3.sıradağ. 4.dizi.

silsile -i merâtib [ سلسلهء مراتب ] hiyerarşi.

sîm (F.) [ 1 [ سيم .gümüş. 2.gümüş tel. 3.gümüş para.

sîmâ (F.) [ 1 [ سيما .yüz. 2.kişi.

sîmâb (F.) [ سيماب ] cıva.

simât (A.) [ 1 [ سماط .sofra. 2.ziyafet.

sîmber (F.) [ سيمبر ] gümüş gibi beyaz göğüslü.

sîmîn (F.) [ 1 [ سيمين .gümüşten. 2.gümüş gibi beyaz.

simsâr (A.) [ سمسار ] komisyoncu.

simsâriyye (A.) [ سمساریه ] komisyon ücreti.

sîmten (F.) [ سيم تن ] gümüş tenli.

sîmurg (F.) [ سيمرغ ] zümrütüanka.

sin (A.) [ 1 [ سن .yaş. 2.diş.

sinan (A.) [ سنان ] mızrak.

sindân (F.) [ سندان ] örs.

sîne (A.) [ 1 [ سينه .göğüs. 2.yürek.

sine (A.) [ سنه ] uyuklama.

407

sînebend (A.-F.) [ سينه بند ] sütyen.

sîneçâk (A.-F.) [ سيه چاک ] göğsü parçalanmış, göğsü yaralı.

sînezen (A.-F.) [ سينه زن ] göğsünü döven.

sînî (F.) [ سينی ] tepsi.

sinîn (A.) [ سنين ] yıllar.

sinn (A.) [ 1 [ سن .yaş. 2.diş.

sinnen (A.) [ سنا ] yaşça.

sipâh (F.) [ 1 [ سپاه .ordu. 2.asker.

sipâriş (F.) [ سپارش ] ısmarlama.

sipâs (F.) [ سپاس ] şükür.

sipasgüzâr (F.) [ سپای گزار ] şükreden.

sipeh (F.) [ 1 [ سپه .ordu. 2.asker.

sipehsâlâr (F.) [ سپه سالار ] başkomutan.

sipihr (F.) [ سپهر ] gökyüzü.

sîr (F.) [ سير ] sarmısak.

sîr (F.) [ سير ] tok.

sirâyet (A.) [ سرایت ] bulaşma, geçme.

sirâyet etmek geçmek, bulaşmak.

sîret (A.) [ 1 [ سيرت .hal ve gidiş. 2.biyografi.

sirişk (F.) [ سرشک ] gözyaşı.

sirişt (F.) [ سرشت ] yaratılış.

sirkat (A.) [ سرقت ] hırsızlık.

sirkat edilmek çalınmak.

408

sitâre (F.) [ ستاره ] yıldız.

sitâyiş (F.) [ ستایش ] övgü.

sitâyişkâr (F.) [ 1 [ ستایشکار .övücü. 2.öven.

sitebr (F.) [ 1 [ ستبر .kalın. 2.yoğun. 3.kaba.

sitem (F.) [ 1 [ ستم .zulüm. 2.haksızlık.

sitemdîde (F.) [ ست دیده ] zulme uğramış.

sitemger (F.) [ ستمگر ] zalim.

sitemkâr (F.) [ ستمکار ] zalim.

sitîz (F.) [ 1 [ ستيز .kavga. 2.çekişme.

sitîze (F.) [ 1 [ ستيره .kavga. 2.çekişme.

sitt (A.) [ ست ] altı.

sitte (A.) [ سته ] altı.

sittîn (A.) [ ستين ] altmış.

sittin sene [ 1 [ ستتين سنه .altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.

sivâ (A.) [ سوا ] öte, başka, gayrı.

siyâb (A.) [ ثياب ] giysiler.

siyâdet (A.) [ 1 [ سيادت .seyyidlik. 2.efendilik.

siyâh (F.) [ سياه ] kara.

siyâhbaht (F.) [ سياه بخت ] karatalihli.

siyâhî (F.) [ 1 [ سياهی .siyahlık. 2.zenci.

siyâk u sibak (A.) [ سياق و سباق ] sözün gelişi.

siyâset (A.) [ 1 [ سياست .politika. 2.idam cezası.

siyasî (A.) [ 1 [ سياسی .siyasal. 2.politikacı.

 

siyasiyat (A.) [ سياسيات ] politika.

siyasiyûn (A.) [ سياسيون ] siyasetçiler, politikacılar.

siyeh (F.) [ سيه ] kara, siyah.

siyyânen (A.) [ سيانا ] eşit olarak.

sôfî (A.) [ صوفی ] tasavvufla ilgilenen, mutasavvıf.

sohbet (A.) [ صحبت ] konuşma.

sû (F.) [ سو ] yön, taraf.

sû’ (A.) [ سوء ] kötülük.

su’âl (A.) [ سؤال ] soru.

su’âl eylemek soru sormak.

su’âl olunmak soru sorulmak.

su’âlât (A.) [ سؤالات ] sorular.

su’bân (A.) [ ثعبان ] ejderha.

su’ûbet (A.) [ صعوبت ] güçlük.

suâl îrad edilmek soru yöneltmek.

sûbesû (F.) [ سوبسو ] her taraf, her tarafta.

subh (A.) [ صبح ] sabah.

subh ü mesâ [ صبح و مسا ] sabah akşam.

subhdem (A.-F.) [ صبح دم ] sabah vakti, sabahleyin.

subhgâh (A.-F.) [ صبحگاه ] sabah vakti, sabahleyin.

sûd (F.) [ 1 [ سود . kâr, kazanç. 2.yarar.

sudâ’ (A.) [ صداع ] baş ağrısı.

sûdâger (F.) [ سوداگر ] tüccar.

410

sûdmend (F.) [ سودمند ] yararlı.

sudûr (A.) [ 1 [ صدور .çıkış. 2.göğüsler.

sûf (A.) [ صوف ] yün.

suffe (A.) [ صفه ] sofa.

sûfî (A.) [ 1 [ صوفی .mutasavvıf. 2.sofu.

sûfiyye (A.) [ صوفيه ] mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar.

sufûf (A.) [ صفوف ] sıralar, saflar.

sugrâ (A.) [ صغرا ] küçük.

suhan (F.) [ سخن ] söz.

sûhân (F.) [ سوهان ] törpü.

suhen (F.) [ سخن ] söz.

sûhte (F.) [ سوخته ] yanık.

suhuf (A.) [ صحف ] sayfalar.

sûikasd (A.-F.) [ سوء قصد ] suikast, cana kıyma.

sûinazar (A.-F.) [ سوء نظر ] kötü gözle bakış.

sûiniyet (A.-F.) [ سوء نيت ] kötü niyet.

sûizan (A.-F.) [ سوء ظن ] kötü kanıya düşme.

sûk (A.) [ سوق ] çarşı.

sukût (A.) [ سقوط ] düşüş.

sulb (A.) [ 1 [ صلب .döl, soy. 2.katı.

sulehâ (A.) [ صلحا ] salih kişiler, iyi amelli kullar.

sulh (A.) [ صلح ] barış.

sulhâmîz (A.-F.) [ صلح آميز ] barışçıl.

411

sulhen (A.) [ صلحا ] barış yoluyla.

sulta (A.) [ سلطه ] baskı.

sultân (A.) [ 1 [ سلطان .hükümdar. 2.hükümdar eşi ve kız çocuğu. 3.sevgili.

sun’ (A.) [ 1 [ صنع .yapma. 2.yaratma. 3.güç.

sun’î (A.) [ صنعی ] yapay.

sunûf (A.) [ صنوف ] sınıflar.

sûr (A.) [ سور ] hisar.

sûr (A.) [ 1 [ صور .boru. 2.kıyamette üflenecek boru.

sûr (F.) [ 1 [ سور .düğün. 2.şenlik.

sûrâh (F.) [ سوراخ ] delik.

surahî (A.) [ صراحی ] sürahi.

sûret (A.) [ 1 [ صورت .yüz. 2.çare. 3.biçim. 4.tarz.

sûretâ (A.) [ صورتا ] görünüşte.

sûretger (A.-F.) [ صورتگر ] ressam.

sûrnâ (F.) [ سورنا ] zurna.

surre (A.) [ 1 [ صره .para kesesi. 2.hükümdar tarafından Mekke’ye gönderilen

paralar ve armağanlar.

sûsen (F.) [ سوسن ] susam.

sûsmâr (F.) [ سوسمار ] kertenkele.

sutûh (A.) [ سطوح ] yüzeyler, satıhlar.

sutûr (A.) [ سطور ] satırlar.

suver (A.) [ 1 [ صور .yüzler. 2.çareler. 3.biçimler. 4.tarzlar.

sûy (F.) [ سوی ] yön, taraf.

412

sûz (F.) [ 1 [ سوز .yanma. 2.yakma. 3.ateş. 4.yakan.

sûzân (F.) [ 1 [ سوزان .yakıcı. 2.yanıcı.

sûzen (F.) [ سوزن ] iğne.

sûzende (F.) [ سوزنده ] yakıcı.

sûziş (F.) [ سوزش ] yanma, yangı.

sûznâk (F.) [ سوزناک ] yakıcı.

sübhan (A.) [ سبحان ] Tanrı.

sübhânî (A.) [ سبحانی ] tanrısal.

sübût (A.) [ 1 [ ثبوت .sabitleşme. 2.gerçekleşme. 3.kanıtlanma.

sübût bulmak gerçekleşmek, olmak.

sücûd (A.) [ سجود ] secde etme, yere kapanma.

südde (A.) [ 1 [ سده .kapı. 2.eşik.

süedâ (A.) [ سؤدا ] kutlu kişiler.

süfehâ (A.) [ سفها ] alçaklar, sefihler.

süferâ (A.) [ سفرا ] elçiler, büyükelçiler.

süflî (A.) [ 1 [ سفلی .aşağı, aşağıda. 2.adi, bayağı.

süfte (F.) [ سفته ] delinmiş.

süfün (A.) [ سفن ] gemiler.

sügur (A.) [ ثغور ] sınırlar.

sühan (F.) [ سخن ] söz.

sühandan (F.) [ سخندان ] söz bilen, sözden anlayan.

sühanperdaz (F.) [ سخن پرداز ] ağzı laf yapan.

sühûlet (A.) [ سهولت ] kolaylık.

413

sühûnet (A.) [ سخونت sıcaklık.

sükkân (A.) [ سکان oturanlar, sakinler.

sükker (A.) [ سکر şeker.

sükûn (A.) [ سکون sakinlik, hareketsizlik.

sükûnet (A.) [ سکونت .sakinlik, hareketsizlik. 2.rahatlık.

sükûnet bulmak yatışmak, sakinleşmek.

sükût (A.) [ سکوت ] sessizlik.

sülâle (A.) [ سلاله ] soy sop.

sülâsâ (A.) [ ثلثا ] salı.

süllem (A.) [ سلم ] merdiven.

süls (A.) [ ثلث ] üçtebir.

sülûk (A.) [ 1 [ سلوک .yola girme. 2.tarikata girme.

sülüsân (A.) [ ثلثلان ] üçte iki.

süm (F.) [ سم ] toynak.

sümpâre (F.) [ سم پاره ] zımpara.

sümûm (A.) [ سموم ] zehirler.

sünbâde (F.) [ سنباده ] zımpara.

sünbül (F.) [ سنبل ] sümbül.

sünbüle (A.) [ سنبله ] başak.

sünen (A.) [ سنن ] sünnetler.

sünûhat (A.) [ سنوحات ] akla gelenler, içe doğanlar.

sürâdık (A.) [ سرادق ] saray perdesi.

sürb (F.) [ 1 [ سرب .kurşun. 2.kalay.

414

süreyya (A.) [ ثریا ] Ülker, Pervin.

sürfe (F.) [ سرفه ] öksürük.

sürh (F.) [ 1 [ سرخ .kırmızı, kızıl. 2.kırmızı mürekkep.

sürmedan (T.-F.) [ سرمه دان ] sürmelik.

sürûd (F.) [ سرود ] şarkı, melodi.

sürur (A.) [ سرور ] sevinç.

sürûrengîz (A.-F.) [ سرور انگيز ] sevinçli.

sürûş (F.) [ سروش ] melek.

süst (F.) [ 1 [ سست .gevşek. 2.tembel, uyuşuk.

sütre (A.) [ 1 [ ستره .örtü. 2.perde.

sütûde (F.) [ ستوده ] övülmüş.

sütûn (F.) [ ستون ] direk.

sütur (F.) [ 1 [ ستور .binek hayvanı. 2.yük hayvanı.

süvar (F.) [ 1 [ سوار .binmiş. 2.binen.

süvârî (F.) [ 1 [ سواری .binici. 2.atlı asker. 3.gemi kaptanı.

süyûf (A.) [ سيوف ] kılıçlar.