|
şahâdetname (A.-F.) [ شهادت نامه ] diploma. şâhân (F.) [ شاهان ] şahlar. şâhâne (F.) [ 1 [ شاهانه .şahlara yakışır. 2.şahlarla ilgili. şahbal (F.) [ شاهبال ] kanattaki en uzun tüy. şâhenşâh (F.) [ شاهنشاه ] şahlar şahı. şâheser (F.-A.) [ شاه اثر ] üstün nitelikli eser. şâhî (F.) [ شاهی ] şahlık. şâhid (A.) [ 1 [ شاهد .tanık. 2.güzel. 3.sevgili. şâhika (A.) [ شاهقه ] doruk. şahin (F.) [ شاهين ] şahin. şâhkâr (F.) [ شاهکار ] şaheser, başyapıt. şahne (A.) [ شحنه ] güvenlik görevlisi, polis. şâhnişin (F.) [ شاهنشين ] cumba. şâhrah (F.) [ شاهراه ] anayol. şâhreg (F.) [ شاهرگ ] atardamar. şahs (A.) [ شخص ] kişi, şahıs. şâhsâr (F.) [ شاخسار ] çalılık. şahsen (A.) [ شخصا ] bizzet, kendisi. şahsî (A.) [ شخصی ] kişisel. şahsiyet (A.) [ شخصيت ] kişilik. şahsüvar (F.) [ شاه سوار ] usta binici. şahvar (F.) [ 1 [ شاهوار .şah gibi. 2.büyük inci. şâhzade (F.) [ شاهزاده ] şehzade. 417 şâibe (A.) [ شائبه ] leke, kötü iz. şaîr (A.) [ شعير ] arpa. şâir (A.) [ شاعر ] ozan, şair. şâiran (A.-F.) [ شاعران ] şairler. şâirâne (A.-F.) [ شاعرانه ] romantik, şairce. şâire (A.) [ شاعره ] bayan şair. şakâikünnumân A.) [ شقاءق النعمان ] gelincik. şakî (A.) [ شقی ] haydut. şâkî (A.) [ شاکی ] şikayetçi. şâkir (A.) [ شاکر ] şükr eden. şâkird (F.) [ 1 [ شاکرد .öğrenci. 2.çırak. şakk (A.) [ شق ] yarık, çatlak. şâkûl (A.) [ شاکول ] çekül. şâl (F.) [ شال ] şal. şâm (F.) [ شام ] akşam. şâme (F.) [ شامه ] başörtüsü. şâmgâh (F.) [ شامگاه ] akşam vakti, akşamüstü. şâmî (A.) [ شامی ] şamlı. şâmih (A.) [ شامخ ] yüksek, yüce. şâmil (A.) [ شامل ] kapsayan. şâmil olmak kapsamak. şâmme (A.) [ شامه ] koku alma duyusu. şân (A.) [ 1 [ شان .şöhret, şan. 2.durum. 3.gösteriş. 418 şâne (F.) [ شانه ] tarak. şarâb (A.) [ شراب ] şarap. şarâbî (A.) [ 1 [ شرابی .şarapçı. 2.şarap rengi. şâri’ (A.) [ شارع ] yasa koyucu. şâribülleyli vennehâr (A.) [ شارب الليل والنهار ] ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen. şârih (A.) [ شارح ] şerh eden. şark (A.) [ 1 [ شرق .doğu. 2.Doğu, Doğu dünyası. şarkan (A.) [ 1 [ شرقا .doğudan. 2.doğusunda. şarkî (A.) [ شرقی ] doğu, doğu ile ilgili. şarkiyat (A.) [ شرقيات ] doğubilim. şarkiyatçı (A.-T.) doğubilimci, oryntalist, müsteşrik. şarkiyyûn (A.) [ شرقيون ] doğulular. şart (A.) [ 1 [ شرط .koşul. 2.yemin. 3.durum. şartiyyet (A.) [ شرطيت ] koşulluluk. şartnâme (A.-F.) [ شرط نامه ] şart mektubu. şast (F.) [ شست ] altmış. şathiyyat (A.) [ شطحيات ] ince anlamlı ve eğlendirici manzume. şâtır (A.) [ شاطر ] neşeli. şatranc (A.) [ شطرنج ] satranç. şatt (A.) [ شط ] ırmak, büyük nehir. şâyân (F.) [ شایان ] layık, yaraşır, yakışık alır. şâyed (F.) [ شاید ] belki, şayet. 419 şâyeste (F.) [ شایسته ] yaraşır, layık. şâyestegî (F.) [ شایستگی ] yaraşma. şâygân (F.) [ شایگان ] yaraşır, yakışık alır. şâyi’ (A.) [ شایع ] yayılmış. şâyia (A.) [ شایعه ] söylenti. şâz (A.) [ شاذ ] kural dışı. şe’n (A.) [ شأن ] iş. şe’niyet (A.) [ شأنيت ] gerçeklik, realite. şeâmet (A.) [ شآمت ] uğursuzluk. şeb (F.) [ شب ] gece. şeb -i arûs [ 1 [ شب عروس .düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ölüm gecesi. şeb -i yeldâ [ شب یلدا ] yılın en uzun gecesi. şebâb (A.) [ شباب ] gençlik. şebâhet (A.) [ شباهت ] benzerlik. şebân (F.) [ شبان ] geceler. şebangâh (F.) [ شبانگاه ] geceleyin, gece vakti. şebâviz (F.) [ شباویز ] ishak kuşu. şebbûy (F.) [ شب بوی ] şebboy. şebefrûz (F.) [ شب افروز ] geceyi aydınlatan. şebeke (A.) [ 1 [ شبکه .ağ. 2.balık ağı. 3.dokular. şebgerd (F.) [ شبگرد ] bekçi. şebgîr (F.) [ شبگير ] geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah. 420 şebîh (A.) [ شبيه ] benzer, benzeyen. şebîhûn (F.) [ شبيخون ] gece baskını. şebistan (F.) [ 1 [ شبستان .yatak odası. 2.harem dairesi. şebnem (F.) [ شبنم ] çiy. şebpere (F.) [ شب پره ] yarasa. şebreng (F.) [ 1 [ شب رنگ .siyah. 2.gece rengi. şebtâb (F.) [ شبتاب ] ateş böceği. şeburûz (F.) [ شب و روز ] gece gündüz. şebzindedâr (F.) [ شب زنده دار ] geceleri ibadet eden. şecâat (A.) [ شجاعت ] cesaret, yiğitlik. şecer (A.) [ شجر ] ağaç. şecere (A.) [ شجره ] soyağacı. şecî (A.) [ شجيع ] cesur, yiğit. şedîd (A.) [ شدید ] şiddetli. şefâat (A.) [ شفاعت ] af için aracılık etme. şefafet (A.) [ شفافت ] saydamlık. şefakat (A.) [ شفقت ] şefkat. şeffaf (A.) [ شفاف ] saydam. şefî’ (A.) [ شفيع ] şefaatçi, şefaat eden. şefik (A.) [ شفيق ] müşfik, şefkatli. şeftâlû (F.) [ شفتالو ] şeftali. şegal (F.) [ شغال ] çakal. şeh (F.) [ شه ] şah, padişah. 421 şehâ (F.) [ شها ] ey şah. şehâdet (A.) [ 1 [ شهادت .tanıklık. 2.şehitlik. şehâdetnâme (A.-F.) [ شهادت نامه ] diploma, mezuniyet belgesi. şehâmet (A.) [ شهامت ] yiğitlik. şehbâl (F.) [ شهبال ] kanattaki en uzun tüy. şehbender (F.) [ شهبندر ] konsolos. şehbenderhâne (F.) [ شهبندر خانه ] konsolosluk. şehd (A.) [ شهد ] bal. şehenşâh (F.) [ شهنشاه ] büyük şah, şahlar şahı. şehevât (A.) [ شهوات ] şehvetler. şehîd (A.) [ شهيد ] şehit. şehîr (A.) [ شهير ] ünlü, meşhur. şehlâ (A.) [ 1 [ شهلا .hafif şaşı. 2.ela gözlü. şehnişin (F.) [ شهنشين ] cumba. şehper (F.) [ شهپر ] kuş kanadındaki en uzun tüy. şehr (A.) [ شهر ] ay. şehr (Pehlevî>F.) [ شهر ] kent, şehir. şehrâşûb (F.) [ شهر آشوب ] şehir karıştıran. şehremâneti (F.-A.-T.) 1.belediye. 2.belediye başkanlığı. şehremini (F.-A.-T.) belediye başkanı. şehrî (F.) [ شهری ] şehirli, kentli. şehristan (F.) [ شهرستان ] kent, büyük şehir. şehryâr (F.) [ شهریار ] hükümdar, şah. 422 şehryârî (F.) [ شهریاری ] hükümdarlık, şahlık. şehsüvar (F.) [ شهسوار ] binici, usta binici. şehvânî (A.) [ 1 [ شهوانی .şehvetle ilgili. 2.şehvet düşkünü. şehvât (A.) [ شهوات ] şehvetler. şehvet (A.) [ 1 [ شهوت .aşırı cinsel istek. 2.aşırı istek. şehvetengîz (A.-F.) [ شهوت انگيز ] şehvet verici. şehvetperest (A.-F.) [ شهوت پرست ] şehvet düşkünü. şehzâde (F.) [ شهزاده ] şah çocuğu, şehzade. şehzâdegân (F.) [ شهزادگان ] şehzadeler. şekâvet (A.) [ شقاوت ] haydutluk. şeker (F.) [ شکر ] şeker. şekerâb (F.) [ شکراب ] tatsızlık, kırgınlık. şekerhand (F.) [ شکرخند ] tatlı gülüş, sevgilinin tatlı gülüşü. şekerleb (F.) [ 1 [ شکرلب .tatlı dudaklı. 2.şirin sözlü. şekîbâ (F.) [ شکيبا ] sabırlı. şekk (A.) [ شک ] kuşku, şüphe. şekl (A.) [ 1 [ شکل .şekil. 2.tür. 3.resim, çizim, kroki. şeklen (A.) [ شکلا ] şekilce. şeklî (A.) [ شکلی ] şekle dayanan, biçimsel. şekvâ (A.) [ شکوا ] şikayet, sızlanma. şekvâ etmek şikayet etmek. şekvâ eylemek şikayet etmek, sızlanmak. şekvâlanmak sızlanmak, şikayetçi olmak.
|
şelgam (F.) [ شلغم ] şalgam. şellâle (A.) [ شلاله ] çağlayan, şelale. şelvâr (F.) [ 1 [ شلوار .pantolon. 2.şalvar. şelvârbend (F.) [ شلواربند ] uçkur. şem’ (A.) [ 1 [ شمع .mum. 2.balmumu. şem’dan (A.-F.) [ شمعدان ] mumluk, şamdan. şemâil (A.) [ شمائل ] huylar, tavırlar. şemâte (A.) [ شماطه ] şamata. şemîm (A.) [ 1 [ شميم .güzel koku. 2.güzel kokulu. şemme (A.) [ شمه ] çok az. şems (A.) [ شمس ] güneş. şemsî (A.) [ 1 [ شمسی .güneşle ilgili. 2.güneş takvimi. şemsiye (A.) [ 1 [ شمسيه .güneşlik. 2.şemsiye. şemşîr (F.) [ شمشير ] kılıç. şenâat (A.) [ شناعت ] kötülük. şenbe (F.) [ شنبه ] cumartesi. şenî’ (A.) [ شنيع ] kötü, çirkin. şer (A.) [ شر ] kötülük. şer’ (A.) [ شرع ] din kuralları. şer’an (A.) [ شرعا ] şer’î olarak, şeriat hükümlerine göre. şer’î (A.) [ شرعی ] şeriat ile ilgili, şeriata uyan. şer’iye (A.) [ شرعيه ] şeriat ile ilgili, şeriata uyan. şerâbhâr (A.-F.) [ شرابخوار ] şarap içen. 424 şerâfet (A.) [ 1 [ شرافت .şereflilik. 2.soyluluk. şerâit (A.) [ شرائط ] koşullar. şerâket (A.) [ شراکت ] ortaklık. şerâre (A.) [ شراره ] kıvılcım. şerâret (A.) [ شرارت ] kötülük, şerlilik. şerâyi’ (A.) [ شرایع ] şeriat hükümleri. şerbet (A.) [ شربت ] şurup. şeref (A.) [ 1 [ شرف .şeref. 2.üstünlük. 3.kıvanç. şerefbahş (A.-F.) [ شرفبخش ] şeref veren. şerefsâdır olmak padişahın emriyle çıkmak. şerefsudûr olmak padişahın emriyle çıkmak. şerefvârid olmak şerefle gelmek. şerefvusûl olmak şerefle gelmek. şerefzâhir olmak şerefle çıkmak. şerefzuhûr olmak şerefle çıkmak. şerer (A.) [ شرر ] kıvılcımlar. şerh (A.) [ 1 [ شرح .açma. 2.açılama. şerha (A.) [ شرحه ] dilim dilim olmuş. şerha şerha dilim dilim, parçamparça. şeriat (A.) [ 1 [ شریعت .din hükümleri. 2.doğru yol. şerif (A.) [ 1 [ شریف .şerefli. 2.Hz. Hüseyin soyundan gelen. şerik (A.) [ 1 [ شریک .ortak. 2.okul arkadaşı. şerîr (A.) [ شریر ] kötü, şirret. 425 şerîta (A.) [ شریطه ] koşul. şerm (F.) [ شرم ] utanç, utanma. şermende (F.) [ شرمنده ] utangaç. şermendegî (F.) [ شرمندگی ] utangaçlık. şermgîn (F.) [ شرمگين ] utangaç. şermnâk (F.) [ شرمناک ] utangaç. şermsâr (F.) [ شرمسار ] utangaç. şerr (A.) [ 1 [ شر .kötülük. 2.kötü davranış. şerîr (A.) [ شریر ] kötü insan, kötülük eden insan. şest (F.) [ 1 [ شست .okçu yüksüğü. 2.olta. şeş (F.) [ شش ] altı. şeşbeş (F.-T.) [ شش بش ] altı ve beş. şeşcihar (F.) [ شش جهار ] altı ve dört. şeşise (F.) [ شش و سه ] altı ve üç. şeşiyek (F.) [ شش و یک ] altı ve bir. şeşper (F.) [ شش پر ] topuz. şeşüdü (F.) [ شش و دو ] altı ve iki. şeşüm (F.) [ ششم ] altıncı. şeşüse (F.) [ شش و سه ] altı ve üç. şeşüyek (F.) [ شش و یک ] altı ve bir. şetâret (A.) [ شطارت ] neşe. şetm (A.) [ شتم ] küfür, sövgü. şetm etmek küfretmek, sövmek. 426 şevâgil (A.) [ شواغل ] uğraşılar. şevher (F.) [ شوهر ] koca. şevk (A.) [ 1 [ شوق .çok isteme. 2.sevinç. şevket (A.) [ شوکت ] ululuk. şevketmeâb (A.) [ شوکت مآب ] yüce padişah. şevketpenâh (A.-F.) [ شوکت پناه ] yüce padişah. şey’ (A.) [ شیء ] şey. şey’î (A.) [ شيئی ] nesnel, objektif. şey’iyet (A.) [ شيئيت ] nesnellik, objektiflik. şeyâtin (A.) [ شياطين ] şeytanlar. şeyb (A.) [ شيب ] yaşlılık, ihtiyarlık. şeydâ (F.) [ شيدا ] mecnun. şeyh (A.) [ 1 [ شيخ .yaşlı, ihtiyar. 2.tarikat şeyhi. şeyhûhet (A.) [ شيخوخت ] yaşlılık. şeytanet (A.) [ شيطنت ] şeytanlık, hilekârlık. şeytânî (A.) [ 1 [ شيطانی .şeytanlık. 2.şeytanca. şıhne (A.) [ شحنه ] güvenlik görevlisi, inzibat görevlisi. şık (A.) [ شق ] ikiye bölünmüş bir şeyin her parçası. şi’r (A.) [ شعر ] şiir. şîa (A.) [ شيعه ] şiî. şiâr (A.) [ 1 [ شعار .slogan. 2.işaret. şiâr edinmek slogan haline getirmek, meslek edinmek. şibh (A.) [ 1 [ شبه .benzeme. 2.benzer. 427 şibh-i cezîre (A.-F.) [ شبه جزیره ] yarımada. şibh-i münharif (A.-F.) [ شبه منحرف ] yamuk. şicâ’ (A.) [ شجاع ] cesurlar. şiddet (A.) [ 1 [ شدت .sertlik. 2.aşırılık, fazlalık. şiddetle (A.-T.) kesin olarak. şifa bahşetmek şifa vermek, iyileştirmek. şifa bulmak iyileşmek. şifâ’ (A.) [ شفاء ] şifa,iyileşme. şifâbahş (A.-F.) [ شفابخش ] şifa verme, iyileştirme. şifâbahş olmak şifa vermek, iyileştirmek. şifâhane (A.-F.) [ شفاخانه ] hastane. şifâhen (A.) [ شفاها ] sözlü olarak. şifâhî (A.) [ شفاهی ] sözlü olarak. şifakâr (A.-F.) [ شفاکار ] şifa veren, iyileştiren. şifânâpezîr (A.-F.) [ شفاناپذیر ] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz. şifâresân (A.-F.) [ شفارسان ] şifa veren, iyileştiren. şifâyâb (A.-F.) [ شفایاب ] şifa bulan. şifâyâb olmak şifa bulmak, iyileşmek. şîfte (F.) [ شيفته ] delicesine aşık. şîftedil (F.) [ شيفته دل ] gönlünü kaptırmış, delicesine aşık. şihâb (A.) [ 1 [ شهاب
|