|
va’d (A.) [ وعد ] vaat. va’d edilmek vaat edilmek. va’d etmek vaat etmek. va’z (A.) [ وعظ ] vaaz, dinî öğüt. vâbeste (F.) [ وابسته ] bağlı. vâbestegân (F.) [ وابستگان ] bağlılar. vâcib (A.) [ واجب ] gerekli. vâcib olmak gerekmek. vâcibât (A.) [ واجبات ] gerekenler, yapılması gerekli olanlar. vâcibe (A.) [ واجبه ] gereken, yapılması gerekli olan. vâcibülîfâ (A.) [ واجب الایفا ] yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken. vâcibülvücûd (A.) [ واجب الوجود ] Tanrı. vâcid (A.) [ 1 [ واجد .Tanrı. 2.meydana getiren. vâdî (A.) [ 1 [ وادی .vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan. vâfir (A.) [ وافر ] bol. vâh (A.) [ واه ] vah, yazık. vâha (A.) [ واحه ] vaha, çöl ortasındaki yeşil alan. vahâmet (A.) [ وخامت ] korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum. vâhasretâ (A.) [ واحسرتا ] eyvahlar olsun. 507 vâhayfâ (A.) [ واحيفا ] yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah. vahdânî (A.) [ وحدانی ] Tanrı’nın birliği ile ilgili. vahdâniyyet (A.) [ وحدانيت ] Tanrı’nın tekliği. vahdet (A.) [ 1 [ وحدت .teklik. 2.birlik, beraberlik. vâhî (A.) [ واهی ] yararsız. vâhid (A.) [ واحد ] tek, bir tane. vahîd (A.) [ وحيد ] tek, biricik. vahîm (A.) [ وخيم ] korkunç. vahş (A.) [ وحش ] yabanıl. vahşet (A.) [ 1 [ وحشت .yabanîlik. 2.korku. vahşetengîz (A.-F.) [ وحشت انگيز ] korkunç, korku salan. vahşetnâk (A.-F.) [ 1 [ وحشتناک .korkunç. 2.ıssız. vahşî (A.) [ 1 [ وحشی .yabanî. 2.acımasız. vahy (A.) [ وحی ] vahiy. vâiz (A.) [ واعظ ] vaaz veren, dinî öğütler eden. vâjgûn (F.) [ واژگون ] baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş. vak’a (A.) [ 1 [ وقعه .olay. 2.savaş. vak’anüvis (A.-F.) [ وقعه نویس ] tarih yazarı. vak’anüvîsân (A.-F.) [ وقعه نویسان ] tarih yazarları. vakar (A.) [ وقار ] ağırbaşlılık. vakâyi’ (A.) [ وقایع ] olaylar. vakf (A.) [ 1 [ وقف .durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama. vakfe (A.) [ وقفه ] durma, duraklama. 508 vakfegâh (A.-F.) [ وقفه گاه ] durulacak yer, durak. vakfiyye (A.) [ وقفيه ] vakıf belgesi. vâkıa (A.) [ 1 [ واقعه .olay. 2.gerçek. vâkıât (A.) [ واقعات ] olaylar. vâkıf (A.) [ 1 [ واقف .vakfeden. 2.anlamak, bilmek. vâki (A.) [ واقع ] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan. vâki’ olmak 1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak. vakiyye (A.) [ وقيه ] okka. vakt (A.) [ وقت ] vakit. vaktâki (A.-F.) [ وقتاکه ] –diği zaman. vakûr (A.) [ وقور ] ağırbaşlı. vakûrâne (A.-F.) [ وقورانه ] ağırbaşlılıkla. vâlâ (F.) [ والا ] yüksek, yüce. vâlâcâh (F.) [ والاجاه ] yüksek mevki sahibi. vâlâkadr (F.-A.) [ والاقدر ] saygıdeğer. vâlid (A.) [ 1 [ والد .baba. 2.yol açan, doğuran. vâlide (A.) [ والده ] anne, ana. vâlideyn (A.) [ والدین ] anababa. vâlih (A.) [ واله ] şaşkın. vâliyân (A.-F.) [ واليان ] valiler. vâm (F.) [ وام ] borç. vâmdâr (F.) [ وامدار ] borçlu. vâmhâh (F.) [ وامخواه ] alacaklı. 509 vâpesin (F.) [ واپسين ] sonuncu. vâr (F.) [ وار ] gibi, benzer. varak (A.) [ 1 [ ورق .yaprak. 2.kağıt. 3.plaka. varaka (A.) [ 1 [ ورقه .belge. 2.bir yaprak. varakpâre (A.-F.) [ 1 [ ورق پاره .kağıt parçası. 2.pusula, not. vâreste (F.) [ 1 [ وارسته .kurtulmuş, rahat. 2.uzak. vârî (F.) [ واری ] gibi. vârid (A.) [ 1 [ وارد .gelen, ulaşan. 2.sözkonusu. vâridât (A.) [ واردات ] kazanç, gelir. vâride (A.) [ 1 [ وارده .gelen, ulaşan. 2.akla gelen. vâris (A.) [ وارث ] mirasçı. varta (A.) [ 1 [ ورطه .uçurum. 2.tehlike. vârûn (F.) [ وارون ] ters, başaşağı. vârûne (F.) [ وارونه ] ters, başaşağı. vasat (A.) [ 1 [ وسط .orta. 2.ortalama. vasatî (A.) [ 1 [ وسطی .ortalama. 2.orta. vasf (A.) [ 1 [ وصف .nitelik, özellik. 2.övgü. vâsıl (A.) [ واصل ] ulaşan, kavuşan, gelen. vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak. vâsıta (A.) [ 1 [ واسطه .aracı. 2.araç, alet. vâsi’ (A.) [ 1 [ واسع .geniş. 2.yaygın. 3.kapsamlı. 4.enli. 5.bol. vasiyyet (A.) [ وصيت ] vasiyet. vasiyyetnâme (A.-F.) [ وصيت نامه ] vasiyet mektubu. 510 vasl (A.) [ 1 [ وصل .ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama. vassaf (A.) [ وصاف ] öven, anlatan, tavsif eden. vassal (A.) [ وصال ] ulaştıran. vatan (A.) [ وطن ] yurt. vatandaş (A.-T.) [ وطنداش ] yurttaş. vatanî (A.) [ وطنی ] yurt ile ilgili. vatanperver (A.-F.) [ وطن پرور ] yurtsever. vatanperverâne (A.-F.) [ وطن پرورانه ] yurtseverce. vâveylâ (A.) [ 1 [ واویلا .yazık, eyvahlar olsun. 2.çığlık. vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak. vâye (F.) [ وایه ] kısmet. vaz’ (A.) [ 1 [ وضع .koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum. vaz’ -ı haml [ وضع حمل ] doğum. vaz’ -ı kadîm [ وضع قدیم ] eski konum, eski durum. vaz’ -ı yed [ وضع ید ] el koyma. vaz’ -ı yed edilmek el konulmak. vaz’ -ı yed etmek el koymak. vaz’ etmek koymak. vaz’an (A.) [ وضعا ] konumu bakımından. vazâif (A.) [ وظائف ] görevler, ödevler. vâzı’ (A.) [ 1 [ واضع .koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı. vâzıh (A.) [ واضح ] açık, net. vâzıhan (A.) [ واضحا ] açıkça, açık olarak. 511 vazî' (A.) [ 1 [ وضيع .alçak, aşağı. 2.mütevazi. vazîfe (A.) [ 1 [ وظيفه .görev. 2.ödev. vazîfedâr (A.-F.) [ وظيفه دار ] görevli. vazîfeşinas (A.) [ وظيفه شناس ] görevine düşkün. vaziyet (A.) [ وضعيت ] durum, konum. vebâl (A.) [ وبال ] günah. vecâhet (A.) [ وجاهت ] yüz güzelliği. vecd (A.) [ وجد ] coşku. vecdâver (A.-F.) [ وجدآور ] coşkulu, heyecanlandıran. vech (A.) [ 1 [ وجه .yüz. 2.sebep, ilgi, münasebet, vasıta. 3.yüzey. veche (A.) [ 1 [ وجهه .yüz. 2.yön, taraf. vecîbe (A.) [ وجيبه ] yapılması gereken, görev. vecîz (A.) [ وجيز ] özlü. vecîze (A.) [ وجيزه ] özdeyiş. vedâ (A.) [ وداع ] ayrılış, ayrılma. vedâyi’ (A.) [ ودایع ] emanetler. vedîa (A.) [ ودیعه ] emanet. vefâ (A.) [ 1 [ وفا .sözünde durma. 2.dostluğu sürdürme. vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek. vefâdâr (A.-F.) [ وفادار ] vefalı. vefâkâr (A.-F.) [ وفاکار ] vefalı. vefât (A.) [ وفات ] ölüm. vefât etmek ölmek.
|
vefeyât (A.) [ وفيات ] ölümler. vefk (A.) [ 1 [ وفق .uyum. 2.uygun. vegayrühü (A.) [ وغيره ] ondan başka. vegayrühüm (A.) [ وغيرهم ] ondan başkaları. veh (F.-A.) [ وه ] vah. vehb (A.) [ وهب ] bağış, vergi. vehbî (A.) [ وهبی ] Tanrı vergisi. vehelümmecerrâ (A.) [ و هلم جری ] var gerisini kıyas et. vehhâb (A.) [ وهاب ] çok bağışlayıcı Tanrı. vehhâbiyyet (A.) [ وهابيت ] vehhâbîlik. vehhâbiyyûn (A.) [ وهابيون ] vehhâbîler. vehim (A.) [ وهم ] kuruntu. vehleten (A.) [ وهلة ] ansızın. vehm (A.) [ وهم ] kuruntu. vehmî (A.) [ وهمی ] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. vehmnâk (A.-F.) [ وهمناک ] kuruntulu. veillâ (A.) [ والا ] yoksa, aksi takdirde. vekâhat (A.) [ وقاحت ] arsızlık, utanmazlık, hayasızlık. vekâlet (A.) [ 1 [ وکالت .vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık. vekâleten (A.) [ وکالة ] vekil olarak. vekâletnâme (A.-F.) [ وکالت نامه ] vekillik belgesi. vekâletpenâh (A.-F.) [ وکالت پناه ] sadrazam. vekâyi’ (A.) [ 1 [ وقایع .olaylar. 2.savaşlar. 513 vekıs’alâhâzâ (A.) [ وقس علی هذا ] bununla kıyasla. vekil (A.) [ 1 [ وکيل .avukat. 2.biri tarafından yetki verilmiş. 3.bakan. velâdet (A.) [ 1 [ ولادت .doğum. 2.doğum günü. velâyet (A.) [ 1 [ ولایت .velîlik. 2.dostluk. 3.otorite. velev (A.) [ ولو ] olsa da. velhâsıl (A.) [ والحاصل ] kısaca, sözün kısası. velî (A.) [ 1 [ ولی .ermiş, velî. 2.çocuktan sorumlu olan. velî (F.) [ ولی ] ama, fakat. velîahd (A.) [ وليعهد ] veliaht. velîk (F.) [ وليک ] ama, ancak. velîkin (F.) [ وليکن ] ama, ancak. velîme (A.) [ 1 [ وليمه .ziyafet. 2.düğün. velûd (A.) [ 1 [ ولود .doğurgan. 2.üretken. velvele (A.) [ ولوله ] gürültü patırtı. verâ (A.) [ ورا ] öte. verâset (A.) [ وراثت ] varislik. verd (A.) [ ورد ] gül. verem (A.) [ 1 [ ورم .şişkinlik, şiş. 2.verem, tüberküloz. verese (A.) [ ورثه ] varisler, mirasçılar. verîd (A.) [ ورید ] toplardamar. vesâik (A.) [ وثائق ] belgeler. vesâil (A.) [ وسائل ] sebepler. vesâit (A.) [ 1 [ وسائط .araçlar. 2.aracılar. 514 vesâtet (A.) [ وساطت ] aracılık. vesâyâ (A.) [ وصایا ] vasiyetler. vesîka (A.) [ وثيقه ] belge. vesîle (A.) [ 1 [ وسيله .sebep, bahane. 2.yol. vesme (A.) [ وسمه ] rastık. vesvese (A.) [ وسوسه ] kuruntu. veş (F.) [ وش ] gibi. veşak (A.) [ وشق ] vaşak. veted (A.) [ وتد ] kazık. veter (A.) [ 1 [ وتر .kiriş. 2.saz teli. vetîre (A.) [ 1 [ وتيره .üslup. 2.süreç. 3.dar yol. veyl (A.) [ ویل ] yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun. vezâif (A.) [ وظائف ] görevler, ödevler. vezân (F.) [ وزان ] esen. vezâret (A.) [ وزارت ] vezirlik. vezîr (A.) [ وزیر ] eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi. vezn (A.) [ وزن ] ağırlık. vezne (A.) [ 1 [ وزنه .ağırlık. 2.tartı. 3.para gişesi. veznedâr (A.-F.) [ وزنه دار ] gişe görevlisi. vicâhen (A.) [ وجاها ] yüzleşerek, yüzüne karşı. vicâhî (A.) [ وجاهی ] yüzyüze. vicdân (A.) [ وجدان ] iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu. vicdânen (A.) [ وجدانا ] vicdan bakımından. 515 vidâd (A.) [ 1 [ وداد .sevgi. 2.dostluk. vikâye (A.) [ وقایه ] koruma. vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak. vilâdet (A.) [ 1 [ ولادت .doğum. 2.doğum günü. vilâyât (A.) [ ولایات ] vilayetler. vildân (A.) [ 1 [ ولدان .bebekler. 2.köleler. vîrân (F.) [ 1 [ ویران .yıkık, harap olmuş. 2.yıkıntı, harabe. vîrân etmek yıkmak, harap etmek. vîrân olmak 1.yıkılmak, harap olmak. 2.perişan olmak. vîrâne (F.) [ ویرانه ] yıkıntı alan, harap yer, harap bina. vîrânî (F.) [ ویرانی ] haraplık. vird (A.) [ ورد ] dua. vird etmek dua etmek. visâk (A.) [ وثاق ] antlaşma. visâl (A.) [ 1 [ وصال .ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat. vufûr (A.) [ وفور ] bolluk. vuhûş (A.) [ 1 [ وحوش .vahşiler. 2.yaban hayvanları. vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek. vukû’ (A.) [ وقوع ] meydana gelme, cereyan etme. vukûât (A.) [ 1 [ وقوعات .olaylar. 2.polisiye olaylar. vukûf (A.) [ وقوف ] bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma. vukufsuz (A.-T.) bilgisiz. vuskâ (A.) [ وثقی ] sağlam. 516 vusla (A.) [ 1 [ وصله .ek. 2.yama. vuslat (A.) [ 1 [ وصلت .ulaşma. 2.kavuşma. vustâ (A.) [ وسطی ] orta, iç. vusûl (A.) [ وصول ] ulaşma, gelme. vusûl eylemek gelmek, ulaşmak. vuzû (A.) [ وضوء ] abdest. vuzûh (A.) [ وضوح ] açıklık. vücûb (A.) [ وجوب ] gereklilik. vücûd (A.) [ 1 [ وجود .varlık. 2.beden. 3.var oluş. vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak. vücûh (A.) [ 1 [ وجوه .yüzler. 2.şekiller, tarzlar. 3.yüzeyler. 4.ileri gelenler. vüfûd (A.) [ وفود ] elçiler. vüfûr (A.) [ وفور ] bolluk. vükelâ (A.) [ 1 [ وکلا .vekiller. 2.bakanlar. vülât (A.) [ ولات ] valiler. vürûd (A.) [ ورود ] giriş, geliş. vürûd etmek girmek, gelmek. vüs’ (A.) [ 1 [ وسع .genişlik. 2.kapasite. 3.takat. vüs’at (A.) [ 1 [ وسعت .genişlik. 2.kapasite. 3.parasal yeterlik. 4.genlik. vüskâ (A.) [ وثقی ] sağlam. vüsûk (A.) [ 1 [ وثوق .sağlamlık. 2.güvenilirlik. vüzerâ (A.) [ وزرا ] vezirler.
|