|
za’f (A.) [ ضعف ] zayıflık, zaaf. za’f gelmek zayıflamak. za’ferân (A.) [ زعفران ] safran. za’fî (A.) [ ضعفی ] zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili. za’fiyyet (A.) [ ضعفيت ] zayıflık, zafiyet. zâbıta (A.) [ ضابطه ] güvenlik görevlisi. zâbih (A.) [ ذابح ] boğazlayan. zâbit (A.) [ ضابط ] subay. zâbitân (A.-F.) [ ضابطان ] subaylar. zabt (A.) [ 1 [ ضبط .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama. zabt edilmek ele geçirilmek. zabt etmek ele geçirmek. zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü. zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü. zabtiyye (A.) [ ضبطيه ] güvenlik güçleri, polis, jandarma. zabtnâme (A.-F.) [ ضبط نامه ] tutanak, zabıt yazısı. zabtürabt (A.) [ ضبط و ربط ] disiplin. zâc (A.) [ زاج ] göztaşı. zâd (A.) [ زاد ] azık. 522 zâd (F.) [ 1 [ زاد .doğmuş. 2.doğum. zâde (F.) [ 1 [ زاده .doğmuş. 2.evlat. zâdegân (F.) [ زادگان ] soylular, aristokratlar. zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak. zafer (A.) [ ظفر ] üstünlük kazanma. zaferyâb (A.-F.) [ ظفریاب ] üstünlük kazanan, muzaffer olan. zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak. zâğ (F.) [ زاغ ] karga. zağan (F.) [ زغن ] çaylak. zahâir (A.) [ ذخائر ] zahireler. zâhib (A.) [ 1 [ ذاهب .giden. 2.sanıya kapılan. zâhib olmak 1.gitmek. 2.sanıya kapılmak. zâhid (A.) [ زاهد ] aşırı dindar, zühd ile uğraşan. zâhidâne (A.-F.) [ زاهدانه ] zahitçe. zâhir (A.) [ 1 [ ظاهر .ortaya çıkan, görünen, zuhur eden. 2.belli, açık, aşikâr. 3.sanırım. 4.görünüş, dış yüz. zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek. zâhirbîn (A.-F.) [ ظاهربين ] sadece görünüşe bakan. zahîre (A.) [ ذخيره ] depolanmış erzak. zâhiren (A.) [ ظاهرا ] görünüşte, görünüşe göre. zâhirî (A.) [ ظاهری ] dış görünüş ile ilgili, görünüşteki. zâhirperest (A.-F.) [ ظاهرپرست ] sadece dış görünüşe bakan. zahm (F.) [ زخم ] yara. 523 zahmdâr (F.) [ زخمدار ] yaralı. zahme (F.) [ 1 [ زخمه .vuruş. 2.yara. 3.tezene, mızrap. zahmet (A.) [ 1 [ زحمت .sıkıntı, meşakkat. 2.güç. zahmzede (F.) [ زخم زده ] yaralı. zahr (A.) [ 1 [ ظهر .sırt, arka. 2.arka yüz. zahriye (A.) [ ظهریه ] kağıdın arka yüzündeki yazı. zâid (A.) [ 1 [ زائد .artık. 2.artan. 3.artı. 4.gereksiz. zaîf (A.) [ ضعيف ] zayıf, güçsüz. zâik (A.) [ ذائق ] tadan, tadına varan. zâika (A.) [ ذائقه ] tat alma duyusu. zâil (A.) [ زائل ] yok olan, yok olucu. zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak. zâir (A.) [ زائر ] ziyaretçi. zâkir (A.) [ ذاکر ] zikreden. zakkûm (A.) [ 1 [ زقوم .zakkum ağacı. 2.zıkkım. zâl (F.) [ زال ] saçları ağarmış, ihtiyar. zalâm (A.) [ ظلام ] karanlık. zâlim (A.) [ ظالم ] zulüm eden. zâlimâne (A.-F.) [ ظالمانه ] zalimce. zamâim (A.) [ ضمائم ] ekler. zamâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek. zamîme (A.) [ ضميمه ] ek. zamimeten (A.) [ ضميمة ] ek olarak. 524 zâmin (A.) [ ضامن ] tazmin eden. zamîr (A.) [ 1 [ ضمير .gönül. 2.iç. 3.zamir, adıl. zamm (A.) [ ضم ] ekleme, arttırma. zamm edilmek eklenmek, arttırılmak. zamm etmek eklemek, arttırmak. zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek. zamme (A.) [ ضمه ] ötre. zan (A.) [ ظن ] zan, sanı. zanbak (A.) [ زنبق ] zambak. zanîn (A.) [ ظنين ] zan altında bulunan. zann (A.) [ ظن ] zan, sanı. zannedilmek sanılmak. zannetmek sanmak. zânû (F.) [ زانو ] diz. zapt bk. zabt. zapt edilmek ele geçirmek. zapt etmek ele geçirmek. zaptiye bk. zabtiyye zâr (F.) [ 1 [ زار .perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti. zâr (F.) [ زار ] yer. zâr etmek ağlayıp inlemek. zâr olmak ağlayıp inlemek. zarâfet (A.) [ ظرافت ] zariflik. 525 zarar (A.) [ ضرر ] ziyan. zarardîde (A.-F.) [ ضرردیده ] zarar gören. zarb (A.) [ ضرب ] vuruş. zarbhâne (A.-F.) [ ضرب خانه ] darphane. zarf (A.) [ 1 [ ظرف .kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf. zarfiyyet (A.) [ ظرفيت ] kapasite. zârî (F.) [ زاری ] inleme, zar zar ağlama. zâri’ (A.) [ زارع ] ekici, çiftçi. zarîf (A.) [ ظریف ] zarafet sahibi, nazik, nüktedan. zarîfâne (A.-F.) [ ظریفانه ] zarifçe. zarûrât (A.) [ ضرورات ] sıkıntılar, mecburiyetler. zarûret (A.) [ 1 [ ضرورت .sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk. zarûrî (A.) [ ضروری ] zorunlu. zarûriyyât (A.) [ ضروریات ] zorunluluklar. zât (A.) [ 1 [ ذات .kişi. 2.kendi. zâten (A.) [ ذاتا ] aslında. zâtî (A.) [ ذاتی ] kişisel. zâtülcenb (A.) [ ذات الجنب ] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp. zâtürrie (A.) [ ذات الرئه ] zatürriye, akciğer iltihabı. zav’ (A.) [ ضوء ] ışık. zavâhir (A.) [ ظواهر ] dış yüzler. zâviye (A.) [ 1 [ زاویه .açı. 2.köşe. 3.küçük tekke. zâyi’ (A.) [ ضایع ] kaybolan. 526 zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek. zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek. zâyi’ât (A.) [ ضایعات ] kayıplar. zebân (F.) [ زبان ] dil. zebândıraz (F.) [ زبان دراز ] dili uzun. zebâne (F.) [ 1 [ زبانه .yalaz. 2.dilimsi. zebânzed (F.) [ زبانزد ] ünlü, dillerde dolaşan. zeber (F.) [ زبر ] üst. zebercedî (A.) [ زبرجدی ] fıstık yeşili. zebh (A.) [ ذبح ] boğazlama. zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek. zebh etmek boğazlamak, kesmek. zebîh (A.) [ ذبيح ] kesilmiş hayvan, boğazlanmış. zebîl (A.) [ 1 [ زبيل .pislik. 2.gübre. zebûn (F.) [ 1 [ زبون .alçak. 2.aciz, zavallı. 3.güçsüz. zebûn etmek 1.alçaltmak. 2.aciz bırakmak. 3.güçsüz bırakmak. zebûn olmak 1.alçalmak. 2.aciz kalmak. 3.güçsüz kalmak. zecr (A.) [ 1 [ زجر .zorlama. 2.eziyet etme. zecrî (A.) [ زجری ] zorlayarak, zorlayıcı. zede (F.) [ 1 [ زده .vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela olmuş. zehâb (A.) [ 1 [ ذهاب .gidiş. 2.sanıya kapılma. zeheb (A.) [ ذهب ] altın. 527 zehr (A.) [ زهر ] çiçek. zehr (F.) [ زهر ] zehir, ağı. zehre (A.) [ زهره ] çiçek. zehrhand (F.) [ زهرخند ] acı gülüş. zehrnâk (F.) [ زهرناک ] zehirli. zekâ (A.) [ ذکا ] zekilik. zekan (A.) [ زقن ] çene. zekâvet (A.) [ ذکاوت ] zekilik. zeker (A.) [ 1 [ ذکر .erkek. 2.erkeklik üreme organı. zelâzil (A.) [ زلازل ] depremler. zelîl (A.) [ ذليل ] düşkün, zavallı. zell (A.) [ زل ] sürçme, kayma. zelzele (A.) [ زلزله ] deprem. zemân (A.) [ 1 [ زمان .zaman. 2.çağ. 3.süre. zemâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek. zemherîr (A.) [ زمهریر ] karakış. zemîm (A.) [ ذميم ] kötü. zemîn (F.) [ 1 [ زمين .yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan. zeminbûsî (F.) [ زمين بوسی ] saygı ile yer öpme. zemistan (F.) [ زمستان ] kış. zemistânî (F.) [ زمستانی ] kışlık. zemm (A.) [ ذم ] kötüleme, yerme. zemm edilmek kötülenmek, yerilmek. 528 zemm etmek kötülemek, yermek. zemzeme (A.) [ 1 [ زمزمه .melodi. 2.mırıltı. zen (F.) [ زن ] kadın. zenâdıka (A.) [ زنادقه ] zındıklar. zenâne (F.) [ 1 [ زنانه .kadınca, kadınsı. 2.kadın işi. zenb (A.) [ ذنب ] suç, günah. zenbîl (A.) [ زنبيل ] zembil. zenbûrek (F.) [ زنبورک ] zemberek. zencebîl (A.) [ زنجبيل ] zencefil. zencî (A.) [ زنجی ] siyahî, zenci. zencîr (F.) [ زنجير ] zincir. zencîrî (F.) [ 1 [ زنجيری .zincirli. 2.zincirlik deli. zendeka (A.) [ زندقه ] zındıklık. zendost (F.) [ زن دوست ] zampara. zeneb (A.) [ ذنب ] kuyruk. zenehdân (F.) [ زنخدان ] çene. zeng (F.) [ 1 [ زنگ .zil. 2.pas. zengî (F.) [ زنگی ] zenci, siyahî. zengûle (F.) [ 1 [ زنگوله .çan. 2.çıngırak. zenne (F.) [ زنه ] kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı. zenperest (F.) [ زن پرست ] kadın düşkünü. zer (F.) [ 1 [ زر .altın. 2.akçe. zer’ (A.) [ زرع ] ekim.
|
zerâfe (A.) [ زرافه ] zürafa. zerbâf (F.) [ زرباف ] sırmacı. zerd (F.) [ زرد ] sarı. zerdâlû (F.) [ زردالو ] zerdali. zerde (F.) [ 1 [ زرده .zerde. 2.sarılık. 3.safran. zerdûz (F.) [ زردوز ] sırmacı. zerefşân (F.) [ زرافشان ] altın saçılmış, altın yaldızlı. zerger (F.) [ زرگر ] kuyumcu. zerharîd (F.) [ زرخرید ] köle. zerîn (F.) [ زرین ] altından. zerk (A.) [ زرق ] deri altına verme, şırınga etme. zerrâ’ (A.) [ زراع ] ekici, çiftçi. zerrâk (A.) [ زراق ] ikiyüzlü. zerrât (A.) [ ذرات ] zerreler. zerre (A.) [ 1 [ ذره .en küçük parça, molekül. 2.azıcık, birazcık. zerreşikâf (A.-F.) [ ذره شکاف ] kılı kırk yaran. zerrin (F.) [ زرین ] altından. zevâl (A.) [ 1 [ زوال .yok olma, yok oluş. 2.batma. 3.öğle. zevâlnâpezîr (A.-F.) [ زوال ناپذیر ] yok olmayan, kalıcı. zevâlpezîr (A.-F.) [ زوالپذیر ] yok olucu, fani. zevât (A.) [ ذوات ] kişiler. zevâyâ (A.) [ 1 [ زوایا .açılar. 2.köşeler. 3.küçük tekkeler, zaviyeler. zevc (A.) [ 1 [ زوج .koca. 2.çiftin teki. 530 zevcât (A.) [ زوجات ] nikahlı kadınlar, karılar. zevce (A.) [ زوجه ] nikahlı kadın, karı. zevceteyn (A.) [ زوجتين ] karıkoca. zevceyn (A.) [ زوجين ] karıkoca. zevciyet (A.) [ زوجيت ] eşlik. zevebân (A.) [ ذوبان ] erime. zevk (A.) [ 1 [ ذوق .beğeni, hoşlanma. 2.tat. zevkbahş (A.-F.) [ ذوق بخش ] zevk veren. zevrak (A.) [ زورق ] kayık. zeyl (A.) [ 1 [ ذیل .ek, zeyil. 2.etek. zeylen (A.) [ ذیلا ] ek olarak. zeyn (A.) [ زین ] süs. zeyn olmak süslenmek. zeytûn (A.) [ زیتون ] zeytin. zıdd (A.) [ ضد ] zıt, karşıt. zıddiyyet (A.) [ ضدیت ] zıtlık, karşıtlık. zılâl (A.) [ ظلال ] gölgeler. zıll (A.) [ ظل ] gölge. zımnen (A.) [ ضمنا ] bu arada, dolayısıyla. zımnî (A.) [ ضمنی ] dolaylı, üstü kapalı. zırh (F.) [ زره ] zırh. zırhpûş (F.) [ زره پوش ] zırhlı. zıyâ’ (A.) [ ضياع ] kaybolma. 531 zıyâ’ (A.) [ ضياء ] çiftlikler. zî (A.) [ ذی ] sahip. zi’b (A.) [ ذئب ] kurt. zîbâyî (F.) [ زیبایی ] güzellik. zîbâ (F.) [ زیبا ] güzel. zîbak (A.) [ زیبق ] cıva. zîc (A.) [ زیج ] yıldız atlası. zifâf (A.) [ زفاف ] gerdek. zih (F.) [ زه ] kiriş. zîhayât (A.) [ ذی حيات ] canlı. zihgîr (F.) [ زهگير ] okçu yüzüğü. zihî (F.) [ زهی ] ne güzel, bravo. zihin (A.) [ ذهن ] zihin. zihn (A.) [ ذهن ] zihin. zihnen (A.) [ ذهنا ] zihin yoluyla. zihnî (A.) [ ذهنی ] sihinsel. zihniyyet (A.) [ ذهنيت ] düşünce tarzı, anlayış. zîk (A.) [ ضيق ] darlık. zîkıymet (A.) [ ذی قيمت ] değerli. zikr (A.) [ ذکر ] zikir, anma. zikr etmek anmak. zikr olunmak anılmak, zikredilmek. zîkudret (A.) [ ذی قدرت ] güçlü, kudretli. 532 zillet (A.) [ ذلت ] düşkünlük, aşağılık, alçaklık. zilzâl (A.) [ زلزال ] sarsıntı. zimâm (A.) [ زمام ] yular. zimâmdâr (A.-F.) [ 1 [ زمامدار .yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu. zîmedhal (A.) [ ذی مدخل ] müdahalesi olan. zimmet (A.) [ ذمت ] elde tutma zorunluluğu. zîn (F.) [ زین ] eyer. zinâ’ (A.) [ زناء ] zina, nikahsız cinsel ilişki. zinâkâr (A.-F.) [ زناکار ] zina eden. zencîrbend (F.) [ زنجيربند ] zincire vurulmuş. zencîrbend edilmek zincire vurulmak. zindân (F.) [ زندان ] hapishane. zindânî (F.) [ 1 [ زندانی .zindancı. 2.mahpus. zinde (F.) [ 1 [ زنده .diri, canlı. 2.sağlığı yerinde. zindegânî (F.) [ زندگانی ] yaşam. zindîk (A.) [ زندیق ] zındık. zînet (A.) [ زینت ] ziynet, süs. zinhâr (F.) [ زنهار ] sakın. zîr (F.) [ زیر ] alt, aşağı. zîrâ (F.) [ زیرا ] çünkü. zirâ’ (A.) [ 75-90 [ ذراع cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak ucu arasındaki uzaklık. zirâ’at (A.) [ زراعت ] tarım. 533 zirâ’î (A.) [ زراعی ] tarımsal. zirâ’at nezareti tarım bakanlığı. zîrdest (F.) [ زیردست ] el altındaki, emir altındaki, ast. zîre (F.) [ زیره ] kimyon. zîrek (F.) [ زیرک ] uyanık, zeyrek. zîrîn (F.) [ زیرین ] alttaki. zîrûh (A.) [ ذی روح ] canlı. zîrüzeber (F.) [ زیر و زبر ] altüst. zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek. zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak. zirve (A.) [ زروه ] doruk. zîşan (A.) [ ذی شان ] şerefli. zişt (F.) [ زشت ] çirkin. ziştî (F.) [ زشتی ] çirkinlik. zîvekâr (A.) [ ذی وقار ] ağırbaşlı. zîver (F.) [ 1 [ زیور .süs. 2.ziynet, takı. ziyâ’ (A.) [ ضياء ] ışık. ziyâdâr (A.-F.) [ ضيادار ] aşıklı. ziyâde (A.) [ زیاده ] fazla, çok. ziyâfet (A.) [ ضيافت ] şölen, ziyafet. ziyân (F.) [ زیان ] zarar. ziyânkâr (F.) [ زیانکار ] zarar veren. ziyâretgâh (A.-F.) [ زیارتگاه ] ziyaret yeri. 534 zû’(A.) [ ضوء ] aydınlık, ışık. zu’bân (A.) [ ذؤبان ] kurtlar. zu’m (A.) [ زعم ] sanı. zuafâ’ (A.) [ ضعفا ] zayıflar. zucret (A.) [ ضجرت ] yürek daralması, iç sıkıntısı. zûd (F.) [ 1 [ زود .çabuk. 2.erken. zufr (A.) [ ظفر ] tırnak. zuhr (A.) [ ظهر ] öğle. zuhûr (A.) [ ظهور ] ortaya çıkma, görünme. zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak. zuhûrât (A.) [ ظهورات ] beklenmedik gelişmeler. zukâk (A.) [ زقاق ] sokak. zulm (A.) [ ظلم ] cefa, eziyet. zulm etmek zulüm yapmak. zulmânî (A.) [ ظلمانی ] karanlıkla ilgili. zulmet (A.) [ ظلمت ] karanlık. zulmetefzâ (A.-F.) [ ظلمت افزا ] karanlığı arttıran. zulümât (A.) [ ظلمات ] karanlıklar. zunûn (A.) [ ظنون ] zanlar. zûr (F.) [ زور ] güç. zurafâ (A.) [ 1 [ ظرفا .zarifler. 2.seviciler, sevici kadınlar. zûrbâ (F.) [ 1 [ زوربا .güçlü. 2.zorba. zûrmend (F.) [ زورمند ] güçlü. 535 zurûf (A.) [ 1 [ ظروف .kaplar. 2.zarflar. zübde (A.) [ زبده ] öz. zücâc (A.) [ زجاج ] cam. zücâciyye (A.) [ زجاجيه zühd (A.) [ زهد ] zahitlik, aşırı sofuluk. zühhâd (A.) [ زهاد ] zahitler. zühre (A.) [ زهره ] Venüs, Çoban Yıldızı. zührevî (A.) [ زهروی ] cinsel ilişkiyle bulaşan. zühûl (A.) [ ذهول ] dalgınlıkla unutma. zükâm (A.) [ زکام ] nezle. zükûr (A.) [ ذکور ] erkekler. zülâl (A.) [ زلال ] berrak, saf. zülf (F.) [ زلف ] zülüf. züll (A.) [ ذل ] alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet. zülüf (F.) [ زلف ] zülüf, iki yandaki lüleli saç. zümre (A.) [ زمره ] grup, topluluk. zümûm (A.) [ ذموم ] yermeler, kötülemeler. zümürrüd (A.) [ زمرد ] zümrüt. zünbûr (A.) [ زنبور ] eşek arısı. zünnâr (A.) [ زنار ] papaz kuşağı. zünûb (A.) [ 1 [ ذنوب .suçlar, günahlar. 2.kuyruklar. zürâfe (A.) [ زرافه ] zürafa. zürefâ (A.) [ ظرفا ] zarifler. zürrâ’ (A.) [ زراع ] ekiciler, çiftçiler. zürriyyât (A.) [ ذریات ] soylar, zürriyetler. zürriyyet (A.) [ ذریت ] soy, zürriyet. züvvâr (A.) [ زوار ] ziyaretçiler. züyûl (A.) [ ذیول ] ekler, zeyiller.
|